sohbet odaları

Türkiye enternasyonal solunun birleşmesi için ne yapılmalı?

Eugène

Uzaklaştırılmış
Uzaklaştırılmış
Katılım
20 Ağustos 2012
Mesajlar
2,418
Puanları
63
Yaş
29
Tepkime puanı
493
soruma karşılık alamadım. zaten bildiğim ayrışmanın kökenini ve siyasi evrimini özetlemek, bu aşiretlerin neden hala kürt politikası tarafından engellenmediğini, kürt halkının bağımsızlığının önündeki ilk setin yıkılamadığını açıklamıyor. ya da bir çözüm önerisi sunmuyor.

güneydoğu'da mevcut düzende oy hakkını dahi kullanamayan "yurttaşlar" bulunuyor. ya da ağa babalarının onları gördüğü biçimde "maraba" mı desek? bazı aşiret reislerinin, aşiret üyeleri yerine oy kullandığı da biliniyor. bu tek partili dönemden beri böyle.

kültürel kodlamaların baskısıyla kendi içindeki hiyerarşik düzeni aşamayan kürt etnik siyaseti, sınıf hiyerarşisinde nasıl bir argüman geliştirebilir?

ifade ettiğin haliyle ulusalcı tutumlara daha yakın olan bir örgüt için de demokles'in kılıcı yakıştırması, jitem'i, diyarbakır cezaevindeki işkenceleri ve diğer vahşetleri haklı çıkarmaktır bana göre. şovenist zihniyetin mağduru olmak, aynı etnik yönelimli kan politakasını izlemek için bir neden olamaz.

-

kafandaki ulusalcı ile tartışmalarını büyük bir zevkle okuyor ve seni de bu konuda takdir ediyorum. işte, bilinçli bir sosyalist. peki bu emperyalist tc'nin haksızlıklarının hangisine muhalefet şerhi koymam gerekiyor? ne anlatıyorsun arkadaşım sen?

ezberlenmiş bu cümlelerin-daha kibar olayım- kürt halkının zulme uğrama tarihinin açıklaması ile milliyetçi yönelimler oluşması yeterlidir diyorsun. sınıf mücadelesinin, marx/lenin öğretisinin, etnik kimlik siyasetiyle bağdaştığı nokta neresidir peki? sosyalizm, milliyetçiliğin bakış açısına da bir direniştir, diye yukarıda sen ifade ediyorsun üstelik.

sorularıma yanıt alamıyorum, ama şunu da sormak istiyorum: etnik kimlik soslu sol siyasetini tabana yaymaya çalışmak kimin ekmeğine yağ sürüyor? bu kişiliksizleştirme ve tanımı özelleştirme çabasıyla hangi tutum, iktisadi olana ve sınıf devrimine yönelebiliyor?

acaba kürt hareketi, emperyalist düzenin içinde kendisine esaslı bir köşe kapamadığı için mi suyu bulandırıyor? aşiretlerin varoluş amacıyla benzeyen yanları yok mu? kafandaki ulusalcı ile görüşlerim uyuşmadığı için böyle sorayım bu yazdıkların için.

-

ezilenlerin pedagojisinden ben de alıntılar yapmak isterdim ama fırıldak arkadaşlarımdan biri yürütmüş olmalı. kusura bakma, bu demagoji bende baş ağrısı yapıyor.
 
Son düzenleme:

Karga

Bronz Üye
Katılım
22 Eylül 2019
Mesajlar
2,669
Puanları
93
Tepkime puanı
1,175
Hı hı demogoji, üst kimlik yine taa yukarlardan konuştu (:
Sorularının tek muhatabı ben olmayaym cidden, bırak kalsın cevaplayacak birileri çıkar illa.
Benim de başım ağrımasın, senin de.
 
Son düzenleme:

Eugène

Uzaklaştırılmış
Uzaklaştırılmış
Katılım
20 Ağustos 2012
Mesajlar
2,418
Puanları
63
Yaş
29
Tepkime puanı
493
üst kimlik nedir? türk kimliğine sahip olduğum için faşik türk mü sayılıyorum bende? ah ah ah, ne olacak bu fikir ayrılıkları, sıfatçı zihniyet? konuya geldiğinden beri, kürt kelimesini sayısız defa kullandın. buna karşılık sadece başlıkta türk ifadesi bulunuyordu ve ötekileştiren bir anlamı da bulunmuyordu. propaganda zihniyetini ve kendine yakıştırdığın imajları anlıyorum. propagandaya ihtiyacımız var ama bunları doğru kaynaklara yöneltmeni tavsiye ederim.
 

Şüheda

Bronz Üye
Katılım
14 Eylül 2019
Mesajlar
1,955
Puanları
93
Konum
Ankara
Tepkime puanı
755
Okumak istiyorum ama çok uzun yazılınca okuma hevesim de kalmıyor. Kısa ve öz anlatımlar daha makbul oysaki.)
 

Eugène

Uzaklaştırılmış
Uzaklaştırılmış
Katılım
20 Ağustos 2012
Mesajlar
2,418
Puanları
63
Yaş
29
Tepkime puanı
493
özet olarak tartışma şimdilik şu eksende: sol siyaset literatüründe son kırk senede baskın olmaya çalışan kürt etnik kimliği ve ona yönelik diyaloglar, solu ne kadar tanımlayabilir? ulusalcı arkadaşlar konuya bekleniyorsunuz. @Karga sizler için bir güzellik yaptı başlıkta.
 

Karga

Bronz Üye
Katılım
22 Eylül 2019
Mesajlar
2,669
Puanları
93
Tepkime puanı
1,175
Dünyanın bütün ulusalcıları, birleşin!

@Eugène arkadaşımız; Lenin'in ulusların kaderlerini tayin hakkının Türkiye solu açısından kavrayışını anlatacak...
 

Eugène

Uzaklaştırılmış
Uzaklaştırılmış
Katılım
20 Ağustos 2012
Mesajlar
2,418
Puanları
63
Yaş
29
Tepkime puanı
493
kardeşim zaten bana bazı suçlar isnat etmişsin. üzerine söz söyleme laubaliliğini yapamam.

marksist, leninist, kürt milliyetçisi, apocu. bir ara da maocuydunuz hani. örgüt içerisindeki maocu, sovyetlerin sosyal emperyalist diye nitelediğiniz görüşlerini aşağılayan kesimini ve yönelimlerini de açıklarsan, karşılıklı müzakeremize devam edebiliriz tabi ki. neden olmasın.

ha yok, suç isnatlarına devam edeksek, boşu boşuna birbirimizi yeriz. senin derdinin dermanını çağırdım konuya. ama kürdistan falan demişsin. uzak dururlar konudan.
 

Eugène

Uzaklaştırılmış
Uzaklaştırılmış
Katılım
20 Ağustos 2012
Mesajlar
2,418
Puanları
63
Yaş
29
Tepkime puanı
493
ben de kaygılıyım. solun özeleştirisi ve zulüm propagandasından kopamaması gecikir nedense.

kolombiya'da yakın dönemde dağılan amerikan kuklası, sözde sosyalist örgüt farc'ın faaliyetlerine bakalım hemen: bu örgüt bir milyar doları aşan yıllık gelirini, silah kaçakçılığından, uyuşturucu ticaretinden elde ediyordu. kanlı parayla finanse edilen sosyalizm ideolojisi.

batı bloğunun kucağındaki nato üyesi türkiye'de ise 80'li yıllara kadar bu illegal faaliyetler için kontgerilla adı altında aşırı sağcı kesimler kullanılıyordu. mhp, msp, bir çok muhafazakar/milliyetçi grup aracılığıyla kirli işler çevrilmiştir.

peki, son 40 senedir bu faaliyetler ile kim siyasetini finanse ediyor? ya da bu kutsal vazife için "seçilmiş ırk" kim? rojava'da amerikan uçaklarından düşen happy meal paketlerindeki hamburgerleri yiyen devrimci arkadaşlar olamaz herhalde. yalan. iftira.
 
Son düzenleme:

Karga

Bronz Üye
Katılım
22 Eylül 2019
Mesajlar
2,669
Puanları
93
Tepkime puanı
1,175
İsnat ettiğim suçlar cuk diye oturmuş ya la.

Kafanizda ki sosyalizm tanımı neyse buyrun pratiğe dökün babacım. Her yer savaş ve açlıktan kırılıyor, mücadele için o kadar mevzi var iken temiz ferah masabaşlarınızdan devrimcilik oynamayı bir bırakın o zaman.

Artık finansınızıda boş tarlalara patates ekip biçerek kendinize silahta yaratabilirsiniz. Ha olmadı polise çiçek dağıtır, kitap okursunuz.
 

Eugène

Uzaklaştırılmış
Uzaklaştırılmış
Katılım
20 Ağustos 2012
Mesajlar
2,418
Puanları
63
Yaş
29
Tepkime puanı
493
kardeş bi karar ver; ulusalcı mıyım, liberal miyim? isnatlardan isnat beğeniyorum kendime, iyi mi? bu kadar bonkör davranma bana.

"asmalı, kesmeli işçi iktidarı yerine burjuva demokrasisinde temsili olabilecek bir "sol" ideoloji tutarsız olsa da..."
 

Karga

Bronz Üye
Katılım
22 Eylül 2019
Mesajlar
2,669
Puanları
93
Tepkime puanı
1,175
Yok yok bu söylemlerin muhattabı sen değilsin, haksızlık ediyorum sanırım, umarım.
 

No Pasaran

Özel Üye
Katılım
27 Mart 2013
Mesajlar
5,268
Puanları
93
Yaş
30
Tepkime puanı
828
Sevgili Eugene ve Karga,

Konu “Türkiye solunun birleşmesi” konusundan çok Kürt sorunu(yada ne şekilde adlandırıyorsanız) tartışmasına dönüşmüş. Bunu yadırgamıyorum, zira son 40 yıldır sol literatürde siyasetin önemli bir boşluğunu bu konu dolduruyor. Ancak bu bir sonuçtur. Bunun nedenlerini aramak, özellikle Kürt ulusal hareketinin sol hareketler üzerindeki muhtevasının gerekçelerini görmek, benzer şekilde Türkiye’deki sol hareketlerin bu konuyu önemseme gerekçeleri Kürt’lerin meşru “demokratik” talepleri değil, solun kendi içindeki kırılmasından ve önceliklerinden kaynaklanıyor. Konu başlığına biraz daha yakın olmak adına, konu her ne kadar çok geniş olsa da kısaca birkaç şey ekleyeyim.

Örneğin Türkiye solu büyük oranda iki tez üzerinden ayrılıyor. Milli Demokratik Devrim tezi ve Sosyalist Devrim tezleri üzerinden.

Kısaca Milli Demokratik Devrim(MDD), Türkiye’de demokratik devrim yaşanmadan sosyalizme geçilemeyeceğini, Kemalist Devrimin Türkiye’nin demokratikleşmesinde önemli bir rol oynadığını ama devrimin tamamlanmadığını, bu nedenle de demokratik devrimin tamamlanması gerektiğini savunur. Feodalizm ve anti emperyalizm mücadelesi verilmeden, diğer bir deyişle “aşamalı devrim” olarak adlandırılan yöntem ile sosyalizme ulaşılmasının mümkün olduğu ileri sürülüyor. Dünya genelinde Marksistler arasında da yaygın olan görüş, geri kalmış ülkelerin önce burjuva demokratik devrimin tamamlanması ardından sosyalizme geçilmesi şeklindedir. Bugün Türkiye solunun “demokratik devrim” mücadelesi adı altında Kürt ulusal hareketine gerek direkt gerekse de dolaylı olarak destek vermesinin gerekçesi budur.

Diğer taraftan Sosyalist Devrim Tezi(SD) ise, MDD’nin aksine aşamalı devrimi reddediyor, Sosyalist mücadele ile anti emperyalizm mücadelesinin bir arada yürüdüğünü, birbirinden ayrılamayacağını, tam tersine Türkiye’de burjuva demokratik devriminin tamamlandığını, daha fazla ileri gidemeyeceğini, sorunların bir sınıf sorunu olarak birbirine eklemlendiğini, devrim için gerekli olan işçi sınıfının var olduğunu ileri sürer. Örneğin 15-16 Haziran olayları bu açıdan çok önemlidir. İşte bu da Türkiye solunun ikinci bir kırılma noktasıdır.

Konu çok geniş. Yetersiz bir açıklama, farkındayım. Yoğun olmadığım bir vakit bir şeyler daha eklerim.

Selamlar.
 

Prodesmotes

Bronz Üye
Katılım
30 Ocak 2018
Mesajlar
1,246
Puanları
63
Yaş
30
Tepkime puanı
351
Hedef alınan bir insanın, "arada kaldığını" iddia etmek, 'tarihi gerçeklerin' hep bir tarafı haklı görmesi gibi başlıklar hayli ilgimi çekti.

@No Pasaran

Merak ettim. Karga'nın ifadeleriyle ilgili sen ne düşünüyorsun?
 

Eugène

Uzaklaştırılmış
Uzaklaştırılmış
Katılım
20 Ağustos 2012
Mesajlar
2,418
Puanları
63
Yaş
29
Tepkime puanı
493
ek olarak; solun dinamiklerini oluşturan mdd ve sosyalist devrim çatışması, 80 darbesine kadar sürmüştür. cuntanın hangisini daha çok sindirdiğini bugünün "ılımlı"larının, sözde "silahlı eylemci"lerin söylemlerinde bulabilirsiniz.

yakın dönemi ve bulunduğumuz noktayı çözümlemek adına, sovyet sisteminin çöküşünü ele almak gerekiyor. güdümlü ve düzen muhafızı sağ ideolojinin imha ve inkarının azalmaya başlayıp, tasfiye edilmesine neden olduğu bir dönem söz konusu. solda ise tanımların/isteklerin değişmesi, siyasi ilişkileri yeni baştan dizayn edilmesi aktif siyaseti belirliyor.

sovyetsiz bir politika inşasında-birkaç mesaj önce-güç odaklarının, kendisine bağlı olanları tasfiyesinden bahsettim. bunun sonraki adımı 90'lı yılların politik odaklarını ılımlılaştırma ve mevcut düzenin pasif direnişlerini bile absorbe eden bir güç yaratma isteği vardı. yeni model bir siyaset. devletleşen parti. ikinci cumhuriyet sistemi.

ekonomide istikrarsızlık, kontrgerilla faaliyetleri, devlet kademelerindeki çeteler, yükselen siyasal islam ve şeriat düşüncesi, kürt sorunu. 90'ların başlıkları böyle. akp tarafından milenyumdan sonra ekonomik sorunlar, kontrgerilla, çeteler ve siyasal islamın ılımlı bir potada eritilip, yorumlanması, onları girdikleri ilk seçimde zaferle çıkaran unsurlardı.

solda ise darbenin ve cuntanın ağırlığında ezilmiş, kişiliksizleştirilmiş ve arındırılmış bir boşluk bulunmaktaydı. onu sahiplenmeye ve sözcülüğünü yapmaya çalışan ulusçu odaklar zihniyeti, bugüne kadar iktidar maşası siyasetini sürdürdü. değişe değişe, döne döne.

kürt sorunu, bu kaosun ortasında farklı ideolojik kodlamalarla ülke gündemindeydi. örgütün düşünsel boyutu, bağımsız bir ulus devleti kurulmasına odaklanıyordu. ifade edildiği gibi lenin alıntısındaki "kendi kararını tayin etme hakkına" sahip olduklarını savunuyorlardı. 1993 yılına kadar süreç böyleydi. sovyetler dağılınca, bu tanımın da güncellenmesi ve siyasi odaklara göre yorumlanması gerekiyordu.

1999'da yakalanan öcalan, akp iktidarı elde ettikten sonra, resmi mekanizmalara taleplerini, kafasındaki çözüm haritasını ise şöyle açıklıyor:

"bağımsızlık düşüncemiz vardı ama artık ulus devlet modelini doğru bulmuyoruz. türkiye'nin misak-ı milli yapısına saygılıyız. federasyon ve otonomi seçeneklerinin de karşısındayız. demokratik hakların tanınması, kültürel açılımların yapılması, toplumsal katılım yasasının düzenlenmesi halinde pkk'yi en kısa sürede dağdan indiririm." - imralı günlükleri

özetle, örgüt lideri açık bir biçimde "demokratik cumhuriyet" modelini benimsediğini, burjuva demokrasisinde kendilerine de bir alan açılmasını ifade ediyor. yine bu dönemde dünya siyasi ikliminde, emperyalizmin doymak bilmeyen midesinde yeni savaş konuları tartışılıyordu.

abd, ırak'ı işgal faaliyetine girişmiş ve kendisine bir müttefik arıyordu. barzani ve onun peşmergesi bu boşluğu doldurdu. abd ve ırak kürtleri müttefik oldu. ek olarak bu dönemde türkiye'de başlayan ab süreci ve uyum yasası tartışmaları ile de kürt meselesi yeniden şekillenmeye/yorumlanmaya başladı.

natonun abisi abd'nin kürtlerin yanında olmasıyla türkiye'nin de kürt sorununa daha ılımlı bakması gerekiyordu. "bu dünyanın mutlak efendileri vardır" koşullanmasının ardına sığınanların pişmanlık yasası-sonradan topluma kazandırma yasası- ve ona olan arzusu bu dönemde ortaya çıktı:

"abd ve nato güvencesinde bir sürgüne razıyız. geriye silahlı adamların adım adım gelmesi kalıyor. cezaevindekiler çıkarılır. bir cezaevinden 500 kişi çıkar, bir dağdan 500 kişi gelir. böyle adım adım gelişir. bu süreci, 2005'e kadar yol haritası ilan ediyorum." imralı günlükleri

abd, türkiye'deki kürt sorununa dair çekimser davranınca, ayrılıkçı görüş başka mutlak efendi aramaya yöneldi:

"türkiye, abd'ye yakılaşırsa; pkk, iran, suriye hatta rusya'ya yakınlaşır. türkiye, iran ve suriye ile ilişkiler geliştirirse pkk, abd ile ilişkiye geçer. bu bir tahterevalli gibi değişir. bu tür ilişkiler doğaldır." imralı günlükleri

öcalan'ın-laikliğe karşı yükselişte olan-siyasal islamı ciddiye almaması-ve suni gündem olarak değerlendirmesi- dönemin dikkat çeken gelişmesi. bu dönem akp de devletin çözülmesiyle uğraşıyor, öcalan ve kürt sorununu önemli bir sorun olarak değerlendirmiyordu. terörle mücadele kanununda ağır değişiklikler yapıldı ve kürtlere baskılar ağırlaştı. tanımlar yine değişti: farklı bir kavram ortaya atıldı. demokratik özerk kürdistan.

"ben kürtler için demokratik özerk kürdistan öneriyorum. kürdistan terimi aslında coğrafi bir terim. kürtler de söylememiş. selçuklu sultanı sencer zamanından beri böyle ifade ediliyor. demokratik özerk kürdistan hem kürt toplumunun iç geriliklerine, bu feodal geriliklere karşı iç demokratikleşmeyi sağlar, hem de kürtlerin dışarıya karşı duruşunu ifade eder. sonuçta özerklik kavramı da özgürlük ile ilgilidir. demokratik özerkliğin devletle, sınırlarla bir problemi olamaz. bir çeşit yerelin kendini devlet içinde ifade etmesi anlamına gelir." imralı günlükleri

devletle, sınırlarla problemi olmayan ayrılıkçı bir örgütün lideri bir doktrin icat ediyor. sovyetsiz bir politikada ayıplamamak gerek. devam ediyor:

"demokratik özerklikte kürtler, bir nevi kendi özgürlüklerini sağlarlar. eğitim, dil ve diğer kültürel gelişimlerine ilişkin okullarını açarlar. halkın ekonomik sorunları var. gerekiyorsa bankalarını kurarlar, kooperatiflerini kurarlar. dilin eğitimi ve diğer konularda enstitülerini oluştururlar. bu devletin olmaması ya da devletin reddi anlamına gelmez. devletin kurumları yanında bir nevi kürtlerin kendi taleplerini karşıladığı bir yapı gibi düşünülebilinir." imralı günlükleri

burjuva demokrasisi hiç bu kadar güzel tanımlanmamıştı. ne diyorduk: "o ney gardaş, yarısını baa vir."

bu tanımlara yönelik karşılıklı yumuşamanın ardından demokratikleşmenin yüksek sesle ifade edildiği kürt açılımı ve akil adamlar heyeti dönemi geliyor. bu dönem günümüze daha yakın olduğu için az çok hatırlıyorsunuzdur. değerlendirme açısından "çözüm" adı altında hem türkiye'nin hem de kürtlerin ortadoğu'daki çıkar politikasına hizmet için en güdümlü olduğu dönemlerden biridir.

yine bu dönemin dikkat çeken gelişmesi ise ikinci cumhuriyeti kurmak ve "yeni türkiye"yi inşa etmek isteyen akp'nin 82 anayasasına karşı takındığı tavırdır. anayasa değişikliğine dair referandum gündemdedir. aslında perde arkasındaki hesaplar, darbe ve cuntaların zihniyetini bertaraf etmek ya da baskıcı anayasayı özgürleştirmekten ziyade parti devleti ve başkanlık için atılacak adımları içermektedir.

ulusalcıların hatta milliyetçilerin bile "hayır" dediği bir ortamda kürtlerin yönelimi, boykot kararı almak ya da "yetmez ama evet"çi tutuma daha yakın olmayı içeriyordu. bu anayasanın içerdiği değişiklikler ile eski defterler açılabilir ve kan politikasının hesabı hukuki zeminde de sorgulanabilirdi. akp, kürt sorununun aşılması için gereken çözümlerin, anayasaya değişikliğiyle sağlanacağını ifade ediyordu.

pkk bu süreçte, kck adı altında şehir yapılanmalarına yönelmiş ve mecliste de barajı geçerek, yeni bir dönemi başlatmıştı. burjuva demokrasisindeki imaj çalışmaları da diyebiliriz. dolmabahçe mutabakatı yine bu dönemde ortaya çıktı, bazı maddeleri şöyle:

"
- özgür vatandaşlığın yasal ve anayasal güvenceleri.
- demokratik siyasetin devlet ve toplumla ilişkisi ve bunun kurumsallaşmasına yönelik başlıklar.
- kimlik kavramı ve tanımlanmasına dönük çoğulcu demokratik anlayışın geliştirilmesi.
- demokratik cumhuriyet, ortak vatan ve cumhuriyetin demokratik ölçütlerde tanımlanması, çoğulcu yaşam içinde yasal ve anayasal güvencelere kavuşturulması.
- bütün bu hamlelerin içselleştirilmesini hedefleyen yeni bir anayasa.
"

ikinci cumhuriyeti ve parti devletini kurmak isteyen, ileride de başkanlık yoluyla türkiye'yi farklı yola sürüklemek isteyecek akp'nin ekmeğine yağ sürmek istenmiyor tabi ki. alt metni görmüyor musunuz; halkların kardeşliği falan fıstık. sınıfsız toplum? işçi iktidarı? anti-emperyalizm?

yine bu dönemde iktidar kanadınca ergenekon süreci ile orduyu ve ulusalcıları yıpratma faaliyetlerine girişildi. devletin tasnif ve tasfiye edilmesi gerekiyordu. kürt siyasi hareketinin azılı düşmanı seçilen "ulusalcılık" bu dönemde ağır kayıplar verdi. yetmez ama evet.

arkaplanda iktidar ve onun müttefiki cemaat kirli planlarını uygularken, kürtler özgürce kürtçe konuşmanın keyfini çıkarıyordu. aleviliğin seçmeli ders olması olumlu olarak karşılık bulurken, din dersinin neden zorunlu olduğu sorgulanmıyordu.

tak'ın kuruluşu da bu döneme rastlıyor. örgüt içerisinde bu güncel politik gelişmelerin ardından anlaşmazlık başladı. tak adı altında bir örgüt oluşmuş ve kanlı eylemleriyle bir çok sivilin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. hatta başkentin göbeğinde üç bombalı saldırı düzenlenmiştir.

yine restleşme, yumuşuma adımları derken, emperyalizmin açgözlülüğünün yeniden devreye girmesiyle, ortadoğu'daki savaş rüzgarları suriye'ye taşınmıştır. bu bölgede esad'ın varlığı zayıflayınca, pyd/ypg ile kürtler yeni hareket alanları bulmuş ve abd/rusya valsinde, yıllar evvel elde edemedikleri abd müttefikliği onuruna erişmişlerdir. göklerden gelen bir emir. happy meal kutuları.

yeni hüküm sahası demek, ulus devleti için yeniden dile getirilebilecek esaslı kozlara sahip olmak demektir. 20 senelik restorasyon dönemi sona ermiş ve pkk yeniden ulus devletinde ve hiç olmadığı kadar dillendirilen kürt milliyetçiliğinin savunuculuğuna başlamıştır.

yine de suç isnatçısı çoksesliği severiz. çok tatlıdır aslında. emperyalist/kapitalist sistem çekişmesi şurada ortaya çıkıyor: kapitalistleşme ile ulus devleti paralellik taşır. emperyalist sistemin ulus devletler ölçeğinde birbirine bağlanması mevcut konjoktürü tanımlar. sınıfsız, sömürüsüz ve sınırsız bir toplum idealinin ana ekseni ise işçi iktidarıdır. ulus devleti gerilimiyle gergin ilişki buradan çıkıyor.

"ulusların kendi kaderini tayin hakkı" olduğunu söyleyen lenin, aynı zamanda sınıfın ortak mücadelesini ve birliğini bozacağı gerekçesiyle kültürel özerklik ve federalizm düşüncelerine karşı çıkmıştır.

sınıf mücadelesini ana omurga olarak değerlendiren ve "işçinin vatanı yoktur" ile "tarihsiz uluslar"ı niteleyen marx ve engel de bukalemun kıvamlı kürt milliyetçilerine tutumunu ifade eder mesela. ne sinsi adamlar şu marx ve engel! halkların kardeşliğine lolo yapıyorlar. ittifaklar gündemde olduğunda burjuva demokrasisindeki güç elde etme arzusunu hiçbir zaman gizleme gereği de duymayan kürt milliyetçisi kardeşlerimize çok ayıp ediyorlar. kınayalım lütfen.

neyse, son söz. tanımın da, kelamın da doğrusunu yazayım: dünya devriminin çıkarları daha önemlidir. devrimin kendi kaderini tayin hakkı vardır. biraz geç oldu kusura kalmayın. gün içindeki işlerimi vaktinde halledemedim. ama kafamda dönüp dolaşanlar bunlardı. sartre'den! selamlar.
 
Son düzenleme:

Eugène

Uzaklaştırılmış
Uzaklaştırılmış
Katılım
20 Ağustos 2012
Mesajlar
2,418
Puanları
63
Yaş
29
Tepkime puanı
493
hala bu ukalalığın devam ettiğini görmek üzücü. lenin ile rosa luxemburg arasındaki ulusalcı/ulus devletçi sorun tartışmalarını incelemek iyi bir başlangıç olabilir. netleşmedi sanırım. iktidarın karakterini sınıfsal niteliği oluşturur. sosyal medya radikalizmi ve cunta darbesine kadar hüküm süren argümanlarınızı ortamlarda yine solculuk kisvesiyle savunabilirsiniz.
 

Karga

Bronz Üye
Katılım
22 Eylül 2019
Mesajlar
2,669
Puanları
93
Tepkime puanı
1,175
Çok benzediği için bir örnek vereceğim. Mesela Yugoslav sosyalistler, bugün eski Yugoslavyada yaşamaya devam eden tüm ''halkların'' (ulusların demek daha doğru ama, bu kelimeyi özellikle seçtim) bugün yaşamalarının o zaman teminatı olmuş, soykırımın önünde taaaa balkan savaşlarında, hatta daha da öncesinde -Svetazor Markovic o zamanlardan Balkan Federasyonundan bahsetmiş, ve ulus devletlerin burjuva milliyetçi ideoloji olduğunu -hay allah bir parantez daha açmak hasıl oldu, çünkü burjuva ideoloji dediği yıl yani bu kavramı kullandığı yıl 1877, daha burjuva devrimi yeni olduğu halde milliyetçiliğe- ırkçılığa en erken (tamam bir parantez daha Marks ve Engels'ten sonra demek istediğim) ideolojik savaş açan marksisttir-... Arbanak - Arnavut'lara girişilen soykırım hareketinin önünde Emek gazetesinde tüm işçi sınıfına ve tüm aydınlara çağrı yapan Dimitriya Tutovica bugün neden Arnavutlarca hatırlanmıyor diye mızmızlanan bir tane Sırp marksist de tanımadığımı belirtmek isterim, çünkü devrimci marksistler takdir edilmek için değil, şeylerin seyrini değiştirmek için mücadele etmişler, ve anti faşist mücadelenin ilk nüvelerini içinde yaşadıkları toplumun faşistleri ile göğüs göğüse çarpışarak ortaya çıkarmışlar ve en sonunda da Partizanlar bu mücadeleye noktayı koymuş...

Şimdi, kim ne yaptı Türkiye' de sorusu ortada duruyor, ''milli azınlık'' diye tariflenen Kürtler, marksizmi o tariflemeleri yapanların değil ve hatta onların çevirilerinden de değil, artık oturup kendileri çevirip kendi dillerinde okumalarının zamanı gelmiştir. Çünkü @Eugène 'ın tavırları bile ülkede ki sosyalist devrimci hareketin Kürtlerle olan ilişkisini özetliyor. Yine bu anlamda faşist sömügeci devletlerine değil, Kürt hareketini devrime ihanet etmekle suçluyorlar. Nitekim Saddam döneminde de böyleydi, Esad döneminde de aynı tavrı takinmaktalar. Çünkü Türkiye devrimci hareketi bu anlamda hiç ama hiç olmamıştır, olamamıştır... Hiç!
 

Şuanda Bu Konuyu Görüntüleyenler (Kayıtlı: 22, Misafir: 26)

Üst