Srebrenitsa Katliamı Hakkında Bilgi

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
Nisan 10, 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
41
Tepkime puanı
13
Srebrenitsa Katliamı Hakkında Bilgi

Srebrenitsa Katliamı Hakkında

Srebrenitsa Katliamı




Öldürülen Boşnak sivillerden birisi olan, 13 yaşındaki Sadık Ömer Hüseinoviç'in mezarı



465 sivilin defnedilişi (11 Temmuz 2007)



Şehitlik taşının üstünde 8.372 rakamı yazılıdır

Srebrenitsa Katliamı ya da Srebrenitsa Soykırımı,1991-1995 Yugoslavya İç Savaşı (Hırvatistan Savaşı ve Bosna Savaşı)'nda Srpska Cumhuriyeti Ordusu'nun Srebrenitsa'ya karşı giriştiği Krivaya '95 Harekâtı esnasında Temmuz 1995'te yaşanan ve en az 8.372 Boşnak'ın Bosna-Hersek'in Srebrenitsa kentinde general Ratko Mladiç komutasindaki ağır silahlarla donatılmış Bosna Sırp ordusu tarafından öldürülmesine verilen addır.

Katliamda bir kısım kadın ve küçük yaşta çocuğun da öldürüldüğü, belgelerle kanıtlanmıştır.

Bosna Sırp ordusunun dışında katliama "Akrepler" olarak tanınan Sırbistan özel güvenlik güçleri de katılmıştır.

Birleşmiş Milletler Srebrenitsa'yı güvenli bölge ilan etmiş olmasına karşın 400 silahlı Hollanda barış gücü askerinin varlığı katliamı önlememiştir.

Srebrenitsa katliami II. Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı olması ve Avrupa'daki hukuksal olarak ilk kez belgelenmiş soykırım olması açısından da önem taşır.

Ön bilgi

Katliamın gelişimi


Yugoslavya'nın çöküşü üzerine 1992 yılında Sırpların Bosna'da başlattıkları soykırımın ardından bölgeye zoraki olarak müdahale eden Birleşmiş Milletler'in güvenli bölge ilan edilen 6 bölge arasında Srebrenitsa da bulunmaktaydı.

Savaştan önce nüfüsu 24 bin civarı olan kentin nüfusu diğer bölgelerden gelen mülteci göçleriyle 60 bin civarına gelmişti.

Artık Srebrenitsa 'açlık' ve 'hastalıklar' ile mücadele eden bir 'toplama kampı'na dönüşmüştü.

Müslümanların elindeki silahlar BM Barış Gücü tarafından koruma gerekçesiyle toplanmıştı.

Ratko Mladiç komutasındaki Sırplar Srebrenitsa'ya olan saldırılarını sıklaştırdıklarında müslümanların toplanan silahlarını geri almak için yaptıkları başvuru , sorumlu Hollanda komutanı Thom Karremans tarafından reddedildi. BM yalnızca iki F16'yı kent üzerinde bir uçuş yaptırmakla yetindi.

Hollandalı askerler bir gece yarısı Bosna'daki BM Barış Gücü komutanı Fransız generalden aldıkları emir doğrultusunda kenti boşalttılar.

Savaş sırasında şehrin güvenliğinden sorumlu olan Hollandalı Komutan Thom Karremans kendisine sığınan 25 bin mülteciyi ve şehri Sırplara teslim etti.

Daha sonra orataya çıkan bir video kasedinde Sırp generalin kenti boşaltan Hollandalı komutana bir hediye verirken görüntüleri çekilecekti.

Bir hafta süren katliam II. Dünya Savaşı'ından sonra insanlığa yapılan en büyük suç olarak arşivlerde yer aldı.

Lahey Adalet Divanı bir hafta süren katliamın bir 'soykırım' olarak kabul etti; ancak Sırbistan'ın sorumlu tutulmayacağına karar verdi.

Bosna'nın doğusundaki çatışmalar

1992 Etnik Kıyım

Srebrenitsa Katliamı ve Müslümanların Toplu Şekilde Kıyımı


1992 Bosna Savaşı'ndan sonra Sırbistan, Bosna-Hersek'in stratejik alanı haline geldi.

Özellikle ülkenin doğu tarafı Avrupa Birliği tarafından Yasak Bölge ilan edildi. Bu bölge içinde Sırbistan'ın o zamanki başkenti Srebrenitsa da vardı.

Bu da Bosna Hersek Silahlı Kuvvetleri için bir fırsat olarak değerlendirildi.

Ayrıca Bosna Hersek'in bütün maddi varlığı olan en büyük maden ocakları da ülkenin tek geçim kaynağıydı.

Bu da Sırplar için bir araç olarak değerlendirildi.

Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ve Sırp zulmüne karşı yetersiz imkânlarla karşı koymaya çalışan Srebrenitsa'nın Tanjarz Kırsalı'nda tam 10000 kişiyi esir alan askeri grup Mladiç'in emriyle esirleri öldürmeye başladı.

Sırp vahşeti Avrupa'dan yüz bularak doruğa çıktı ve tam 5 gün süren katliamda 8300 kişi öldürüldü.

Kalan 2700 kişi serbest bırakıldı. Öldürülen bu 8300 kişinin cesetleri parçalanıp iskeletleri çıkarttırıldı ve bu cesetler krematoryumda yakıldıktan sonra Lahey Mezarlığı'na gömüldüler.

Katliamdan yaklaşık 13 yıl sonra Bosnalı Sırp komutan Ratko Mladiç kaçak olarak yaşadığı Sırbistan'ın Sermiyan köyünde Radovan Karadzic ile beraber yakalanarak tutuklanmış ve Lahey Uluslararası Ağır Ceza Mahkemesi'nde 1 hafta yargılandıktan sonra haklarında tutuklama kararı çıkmıştır, ayrıca Mladiç'in cezası müebbet hapis olarak belirlenmiştir.

Lahey'deki uluslararası savaş suçları mahkemesince 16 yıldır aranan Mladiç'in yakalanmasına yönelik Sırp istihbaratının çalışmalarının ardından özel polis birlikleri, Zrenyanin kenti yakınlarında Lazarevo köyüne operasyon düzenledi.

Operasyonda "Milorad Komadiç" sahte kimliğini kullanan Ratko Mladiç yakalandı.

BM Güvenlik Konseyi kararıyla kurulan Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi'nce yapılan açıklamada, Mladiç'in, Sırbistan'ın iç hukuku gereğince yerine getirilmesi gereken hukuki süreç tamamlandıktan sonra Lahey'e sevkedileceği, bu transferin sabırsızlıkla beklendiği belirtildi.

Srebrenitsa Güvenlik Bölgesi

Soykırımdan sorumlu isimler

11 Temmuz 1995 günü Ratko Mladiç silahlarından arındırılmış kente hiç zorlanmadan girdi. Sonra da Sırp askerler Müslüman Boşnakları yolarda, dağlarda öldürdüler.

Sırp askerler cesetlerin kimlikleri tespit edilmesin diye cesetleri parçalayarak sayıları 64'ü bulan toplu mezarlara gömdüler.

Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi Tarafından Srebrenitsa Soykırımından Dolayı Aranan, Yargılanan ve Mahkum Olan Sırp Üst Subaylar ve Siyasilerin listesidir.

Momčilo Krajišnik

Bilyana Plavsiç

Ratko Mladiç

Zdravko Tolimir
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
Nisan 10, 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
41
Tepkime puanı
13
Srebrenitsa Katliamı

Srebrenitsa Katliamı ya da Srebrenitsa Soykırımı 1991-1995 Yugoslavya İç Savaşı (Hırvatistan Savaşı ve Bosna Savaşı)'nda Srpska Cumhuriyeti Ordusu'nun Srebrenica'ya karşı giriştiği Krivaya '95 Harekâtı esnasında Temmuz 1995'te yaşanan ve en az 8300[ Boşnak'ın Bosna-Hersek'in Srebrenitza kentinde general Ratko Mladiç komutasindaki ağır silahlarla donatılmış Bosna Sırp ordusu tarafından öldürülmesine verilen addır.

Katliamda bir kısım kadın ve küçük yaşta çocuğun da öldürüldüğü belgelerle kanıtlanmıştır. Bosna Sırp ordusunun dışında katliama "Akrepler" olarak tanınan Sırbistan özel güvenlik güçleri de katılmıştır.

Birleşmiş Milletler Srebrenica'yı güvenli bölge ilan etmiş olmasına karşın 400 silahlı Hollanda barışgücü askerinin varlığı katliamı önlememiştir.

Srebrenitsa katliami II. Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı olması ve Avrupa'daki hukuksal olarak ilk kez belgelenmiş soykırım olması açısından da önem taşır.

Katliamın Gelişimi

Yugoslavya'nın çöküşü üzerine 1992 yılında Sırpların Bosna'da başlattıkları soykırımın ardından bölgeye zoraki olarak müdahele eden Birleşmiş Milletler'in güvenli bölge ilan edilen 6 bölge arasında Srebrenica'da bulunmaktaydı.

Savaştan önce nüfüsu 24 bin civarı olan kentin nüfusu diğer bölgelerden gelen mülteci göçleriyle 60 bin civarına gelmişti.Artık Srebrenica 'açlık' ve 'hastalıklar' ile mücadele eden bir 'toplama kampı'na dönüşmüştü.Müslümanların elindeki silahlar BM Barış Gücü tarafından koruma gerekçesiyle toplanmıştı.

Ratko Mladiç komutasındaki Sırplar Srebrenica'ya olan saldırılarını sıklaştırdıklarında Müslümanlar'ın toplanan silahlarını geri almak için yaptıkları basvuru sorumlu Hollanda komutanı Thom Karremans tarafından reddedildi. BM yalnızca iki F16'yı kent üzerinde bir uçuş yaptırmakla yetindi.

Hollandalı askerler bir gece yarısı Bosna'daki BM Barış Gücü komutanı Fransız generalden aldıkları emir doğrultusunda kenti boşalttılar.

Savaş sırasında şehrin güvenliğinden sorumlu olan Hollandalı Komutan Thom Karremans kendisine sığınan 25 bin mülteciyi ve şehri Sırplara teslim etti.

11 Temmuz 1995 günü Ratko Mladiç silahlarından arındırılmış kente hiç zorlanmadan girdi. Sonra da Sırp askerler Müslüman Boşnakları yolarda dağlarda öldürdüler.

Sırp askerler cesetlerin kimlikleri tespit edilmesin diye cesetleri parçalayarak sayıları 64'ü bulan toplu mezarlara gömdüler.

Daha sonra orataya çıkan bir video kasedinde Sırp generalin kenti boşaltan Hollandalı komutana bir hediye verirken görüntüleri çekilecekti.

Bir hafta süren katliam II. Dünya Savaşı'ından sonra insanlığa yapılan en büyük suç olarak arşivlerde yer aldı.

Lahey Adalet Divanı bir hafta süren katliamın bir 'soykırım' olarak kabul etti; ancak Sırbistan'ın sorumlu tutulmayacağına karar verdi.

Srebrenitza Katliamı ve Müslümanların Toplu Şekilde Kıyımı

1992 Bosna Savaşı'ndan sonra Sırbistan Bosna-Hersek'in stratejik alanı haline geldi.

Özellikle ülkenin doğu tarafı Avrupa Birliği tarafından Yasak Bölge ilan edildi. Bu bölge içinde Sırbistan'ın o zamanki başkenti Srebrenica da vardı.

Bu da Bosna Hersek Silahlı Kuvvetleri için bir fırsat olarak değerlendirildi. Ayrıca Bosna Hersek'in bütün maddi varlığı olan en büyük maden ocakları da ülkenin tek geçim kaynağıydı. Bu da Sırplar için bir araç olarak değerlendirildi.

Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ve Sırp zulmüne karşı yetersiz imkânlarla karşı koymaya çalışan Srebrenica'nın Tanjarz Kırsalı'nda tam 10000 kişiyi esir alan askeri grup Mladiç'in emriyle esirleri öldürmeye başladı.

Sırp vahşetinin Avrupa'dan yüz bularak doruğa çıktı ve tam 5 gün süren katliamda 8300 kişi öldürüldü. Kalan 2700 kişi serbest bırakıldı.

Öldürülen bu 8300 kişinin cesetleri parçalanıp iskeletleri çıkarttırıldı ve bu cesetler krematoryumda yakıldıktan sonra Lahey Mezarlığı'na gömüldüler.

Katliamdan yaklaşık 13 yıl sonra Bosnalı Sırp komutan Ratko Mladiç kaçak olarak yaşadığı Sırbistan'ın Sermiyan köyünde Radovan Karadzic ile beraber yakalanarak tutuklanmış ve Lahey Uluslararası Ağır Ceza Mahkemesi'nde 1 hafta yargılandıktan sonra haklarında tutuklama kararı çıkmıştır ayrıca Mladiç'in cezası müebbet hapis olarak belirlenmiştir.

Ancak Ratko Mladiç'in cezası infaz edilememektedir; çünkü kendisi Sırbistan Rusya gibi ülkelerin korumasında bir yaşam sürmektedir.

Soykırımdan Sorumlu İsimler

Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi Tarafından Srebrenica Soykırımından Dolayı Aranan Yargılanan ve Mahkum Olan Sırp Üst Subaylar ve Siyasilerin listesidir.

Momcilo Krajisnik Bir savaş suçlusu ve eski Bosnalı Sırp politikacı 20 Ocak 1945 Saraybosna doğdu.1990 ve 1992 yılları arasında Bosna-Hersek Millet Meclisinde milletvekili olarak bulundu.

1992-1995 yılları arasında Bosna genelinde başta Srebrenica olmak üzere işlenen cinayet toplu katliam ve tecavüzler sonucu işlenen Soykırım suçunun baş sorumlularından biri olarak arandığı ilan edildi.

3 Nisan 2000 tarihinde SFOR'un Fransız komandası tarafından tutuklandı ve Lahey'de eski Yugoslavya için oluşturulan (ICTY) Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne teslim edildi.

27 Eylül 2006 tarihinde BM Lahey Savaş suçluları Mahkemesi tarafından 27 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 17 Mart 2009 cezasını 20 yıla düşürüldü.

Momcilo Krajinsnik mahkemede Miloseviç ve Kardziç'ten sonra yargılanan en üst düzey siyasi yetkililerden birisiydi.

Bilyana Plavsiç 7 Temmuz 1930'da Bosna-Hersek'in Tuzla Şehrinde doğdu. Politikaya üniversite yıllarında başladı. Çok hırslı bir kadın olarak hedefini şöyle açıklamıştı; "En yüksek rütbeli Sırp siyasetçisi olmak benim hedefimdir.

En büyük arzum "Büyük Sırbistanı" görmektir. Sırp Demokrat Partisi SDS'nin ilk kadın üyesi oldu. Bağımsızlık ilanından sonra ilan edilen Bosna-Hersek Sırp Cumhuriyetinin öncü kurucuları arasında yer aldı.

Bosna-Sırp Cumhuriyetinde iki yıl cumhurbaşkanlığı yaptı. 1992-1995 yılları arasında Radovan Karadziç ve Momcilo Krajisnik ile birlikte "Müslüman ve Hırvatlardan Arındırılmış Bosna" projesinin çerçevesinde "etnik arındırma" uygulamalarını katılmak insanlığa karşı suç sayılan soykırıma dönüşen imha cinayet siyasi dini ve ırksal nedenlerle zülum sürgün alternatif olarak insanlık dışı eylemlere katıldığı gerekçesiyle Lahey'deki BM Savaş Suçluları Mahkemesi ICTY'ye tarafından 10 Ocak 2001 tarihinde suçlu bulunduğu duyuruldu.

Yaptıklarını halkı için yaptığına dair açıklamalarda bulunsa da anlattıkları ikna edici gelmediğinden ötürü 11 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 26 Haziran 2003 tarihinde Kadınlar Hapishanesine nakledildi.

Aralık 2008'de İsveç Adalet Bakanlığı Plasiviç'in ilerleyen yaşını ve sağlık durumunu öne sürerek af talebinde bulundu. Fakat bu talep reddedildi.

Daha sonara cezasının üçte ikisini tamamladığı için yaş ve sağlık durumu dikkate alarak 27 ekim 2009'da serbest bırakıldı.

Ratko Mladiç 12 Mart 1942'de Bosna Hersek Kalinovik kasabasında doğdu. Bosna Sırp Cumhuriyetinin 1992 yılında Ordusu VRS'nin kurucularından oldu.

Orduya katılan sivil kişilere eğitim verdi. 12 Mayıs 1992'de Bosna Sırp Cumhuriyeti tarafından Ordunun başkomutanı olarak atandı. BU görevde 1996 yılına kadar kaldı.

6 Nisan 199^'de başlayan savaşta binlerce insanın öldürülmesinde yüzlerce kadına tecavüz edilmesinde yerleşim yerlerinin işgal edilmesinde dini mekanların yokedilmesinde etkili bir rol oynamıştır.

Tüm bunların sorumlusu olan Mladiç 22 Aralık 1996 tarihinden beri aranmaktadır.

Sırbistan'da olduğuna dair ciddi belgeler olmasına rağmen Hükümet tarafından bu durum reddedilmiştir.

Fakat 2009'da Mladiç'in bir düğünde çekilen fotoğraflarının basına yansıması ile hükümet zor duruma girmiştir.

Bu durum akabinde Sırp Hükümeti BM Amerika ve AB üyesi ülkeler Bosna Herkes devlet yetkilileri tarafından suçlamıştır.

Hala aranmakta olan Mladiç'in ortaya çıkması halinde mahkemedeki sorgulanması durumunda yapması ihtimal itirafların Sırp Hükümetini de sorumlu kılacağından yine hükümet tarafından saklandığına ve korunduğuna dair bilgiler verilmektedir.

Zdravko Tolimir 27 Kasım 1948'de Bosna Hersek Glamoc Kasabasında dünyaya geldi. Sırp Cumhuriyeti Genelkurmay Başkan Yardımcısı ve istihbarat ve güvenlik şefi olarak görev yaptı.

Direnen Boşnak Ordusu Nasıl Teslim Alınır? başlıklı raporunda ; Savaşan Boşnakların yakınlarının bir araya getirilerek diğerlerinin gözlerinin önünde kimyasal silahlarla yok edilmesini eğer teslim olma durumu gerçekleşmez ise tüm boşnakların aynı yöntemle öldürülmesi; teslim olma durumu olursa kendileri ile birlikte ailelerinin müslüman bölgelere güvenli bir şekilde nakledileceğine dair tekliflerde bulunmuştur.

Bu teklifi dolayısıyla Sırplar arasında " Kimyasal Tolimir" olarak anılmıştır. 31 Mayıs 2007'den beri tutuklu bulunmaktadır.

Bosna genelinde olduğu gibi Srebrenica insanlık faciasına öncülük etmek kadın ve çocukların zorla göç ettirilip erkeklerin yok edilmesine katılmak sebeplerinden yargılanmıştır.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
Nisan 10, 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
41
Tepkime puanı
13


Srebrenica Katliamı'nın Canlı Tanığı Hasan Nuhanoviç'in Anlattıkları.

Bu noktada yaşanan bütün bu olaylara kuşatma altında geçen zorlu yıllara ve ve sonrasında katliama bizzat tanıklık eden Hasan Nuhanoviç•in anlattıkları yaşanan vahşeti ve ihaneti tüm çıplaklığıyla ortaya koymakta oldukça çarpıcı ve ilginç bilgiler içermektedir.

Savaş başladığında 27 yaşında olan ve Sarajevo’da** makine mühendisliği eğitimi görmekte olan Hasan öğrenimini yarıda bırakarak ailesinin yanına geldi. Hasan ve ailesi savaş başladığı sırada Bosna’nın doğusunda bulunan Vlasenica adlı bir kasabada yaşamaktadır ve babası önemli mevkide görev yapan bir devlet görevlisidir.

Yaşadıkları kasaba Sırp askerleri tarafından ele geçirilince Hasan ve ailesi 1992 yılında Srebrenica’ya sığınmak zorunda kaldılar. Burada terkedilmiş bir eve yerleşen Nuhanoviç ailesi uzun süre salgın hastalıkla yiyecek ve su yokluğuyla başa çıkmaya çalıştılar.

Hasan önce gönüllü olarak yaklaşık altı ay daha sonra da resmi olarak BM’de tercüman olarak görev yapmaya başladı. Bu görevini Srebrenica kuşatması sırasında ve Potoçari kampında sürdürdü.

Böylece NATO için çalıştığı 3 yıl boyunca Sırp askerleriyle BM askerleri arasındaki tartışmalara pazarlıklara ve işbirliğine birinci elden tanıklık etti.

Hasan Srebrenica’ya ilk gelişlerinde yaşadıkları durumu şöyle anlatıyor: “Srebrenica’ya bir mülteci olarak geldik.

Srebrenica’da bizim gibi evlerinden köylerinden kaçıp sığınmış binlerce insanla karşılaştık. Evleri yerle bir edilmiş bu insanlar en azından yaşadıklarına şükrediyorlardı.

En büyük problem yiyecek yokluğuydu. Alışveriş yapacak bir dükkan yoktu elektrikler kesikti su bulmak neredeyse imkansızdı. 1992’nin sonu ve 1993’ün başlarında insanlar açlıktan ölmeye başladılar. Ailem ve ben tarif edilmez sıkıntılar içindeydik.”

1993 yılında Hasan ve ailesi Srebrenica’ya gelen Barış Koruma Misyonunun kendilerini kurtaracağına inanarak umutlandılar.

Ancak 1995 yılına kadar bir gelişme olmadı hatta mültecilerin durumu gittikçe daha da kötüleşti.

Hasan durumu şöyle anlatıyor: “Üç buçuk yıldır devam eden bu kuşatmadan sonra 1995 yılının baharında en dirayetli liderler bile Srebrenica’nın başka bir kasabayla değiş tokuş edilerek bu cehennemden kurtulmayı düşünmeye başladılar.

Pek çokları tarafından hoş karşılanmasa da bir başka çözüm önerisi de gerekirse çok kuvvetli bir yarma harekatıyla bu çemberi kırıp buradan çıkmaktı. İnsanlar ölümü göze alıp bunu gerçekleştirmeye hazırdı.

Bütün bu şartlar altında birşeyler yapmaya çalışırken 25 Mayıs’ta önemli bir olay oldu.

Sırplar uzun bir aradan sonra kasabaya roket ve füze ateşine başladılar. Bir çok insan öldü ve işlerin daha da kötüleştiği anlaşıldı.

Daha sonra Sırplar Srebrenica’nın güneyinde konuşlanmış olan Hollanda Askeri Gözlem Noktasına (Echo) saldırdılar. NATO bu saldırıya tepki göstermedi.

Uluslararası kuruluşlar sürekli sözler veriyorlar bizi koruyacaklarını söylüyorlardı.”

Hasan tercümanlık yaptığı her toplantıda Hollandalı komutanlara Boşnakların şu soruyu sorduklarını söylüyor: “Sırplar Srebrenica’ya saldırdıklarında burayı nasıl savunmayı düşünüyorsunuz?” Hollandalılar her seferinde şu cevabı vermektedir: “NATO uçakları Bosna’nın her tarafında keşif uçuşları yapıyorlar ve onları çağırdığımız takdirde bir-iki dakika içinde buraya gelerek Güvenli Bölgeyi Sırp saldırılarından koruyacaklardır.” Hasan’a göre “Hollandalılar sahip oldukları imkanlarla burasını savunamayacaklarını biliyorlardı ancak tam hava desteğine sahip olduklarını söyleyerek bizi ikna etmeye çalışıyorlardı.” Hasan Boşnakların kendilerini koruyan BM askerlerine güvenmekle büyük hata ettiğini belirterek “Sırplar adım adım şehre yakın köyleri alıyor kenti bombalıyorlardı.

Bunlar olurken BM komutanları ‘Korkmayın siyasi çözüm bulununcaya kadar korumamız altındasınız. Sırplar saldırırsa uçaklarımızla onları bombalarız.’ diyordu. Ama 6 Temmuz’da dört bir taraftan şehre saldırdılar. BM askerleri tek kurşun bile atmadı.

Üstelik kendini savunmak isteyen Boşnaklara engel oldular az sayıdaki silaha da el koydular.” demektedir.

Hasan Nuhanoviç Sırpların gelişmiş tank ve toplarına rağmen şehirdeki Boşnakların bir top ve sadece 56 mermileri olduğunu BM askerlerinin bu topu Sırp askerlerine bildirerek imha etmelerine göz yumduğunu söylüyor.

Sırp saldırıları başlayınca Hollandalılar biraz daha gerileyerek yeni bir gözlem noktası daha kurmaktan başka birşey yapmadılar. Hasan daha sonra yaşananları şöyle anlatıyor: “Uzun bir aradan sonra kasabadakiler ilk defa silahlanmaya başladılar.

Ve kendi kendilerine dediler ki bakın BM kendi askeri gözlem noktasını korumaktan aciz ve Sırplar yavaş yavaş kasabayı ele geçirmeye başlıyorlar.

Öyleyse silahlarımızı alıp çıkalım ve kendimizi savunalım.” Durum gittkçe kötüleşmektedir.

“Haziran’da Sırplar Gözlem Noktasını ele geçirdiler.

Bu BM’e karşı açık bir saldırıydı. Şimdiye kadar atılan roketlerle veya Sırp keskin nişancıların ateşiyle bir çok insan hayatını kaybetmişti.

Fakat BM karşı yapılan bu aleni saldırı insanlara şu mesajı veriyordu: Kendi Gözlem noktasını koruyamayan BM buradaki insanları nasıl korusun.”

BM’in kararsız tutumundan cesaret alan Sırplar saldırılarını iyice sıklaştırmaya başlarlar. “Ve 20 Haziran’da ve 5 Temmuz’da Sırplardan yeni tehdit mesajları geldi. Çok güzel bir yaz sabahı kasabanın güneyinden ağır top atışı başladı.

Patlama sesleri o kadar yoğundu ki aynen savaşın tüm şiddetiyle devam ettiği 1992 yılını andırıyordu. Bu kasabayı büyük bir ihtimalle kaybedecektik.

Fakat kısa zaman sonra bu cehennemden çıkacaktık. Zaten insanların kafasında burasını kurtarmak gibi bir düşünce kalmamıştı.”

Sırplar kasabayı ele geçirmek için kararlı olduklarını göstermek için saldırılarını yoğunlaştırarak sürdürüyorlardı. “İlk 2-3 gün Sırplar saldırılarını daha çok kasabanın güneyinde yoğunlaştırdılar. Bütün bölge ağır bir tank ve roket atışı altındaydı.

İnsanlar sokaklarda kuş gibi öldürülüyordu. Sokakta yürümek imkansızdı.”

Srebrenica’nın etrafındaki Sırp kuşatmasını kırmak için NATO’nun gerçekleştirdiği göstermelik hava saldırılarından sonra Hasan geçirdikleri korkunç sabahın ürpertici havasını şu cümleyle özetliyordu: “Beklemek üzerimize ateş açılmasından çok daha berbat bir durumdu.”

Ancak Sırp güçleri Srebrenica’ya doğru hızla ilerlerken BM hâlâ bir hava saldırısı yapalım mı yapmayalım mı tartışmasını sürdürüyordu. BM Özel temsilcisi Yasuski Akaşi de Janvier gibi hava saldırısına karşı çıkıyordu.

Kuşatma esnasında Hasan’ın şahit olduğu bir ilginç ayrıntı Srebrenica’da yaşananların başka bir boyutunu ortaya koyması açısından anlamlı.

Srebrenica’yı kuşatan Sırpların arasında Ukrayna Romanya Bulgaristan Rusya ve hatta Yunanistan’dan gelerek Sırplara yardım eden ve kendi ulusal üniformalarını giymekten çekinmeyen askerler boy göstermektedirler.

Gerçekten de Ratko Mladiç’in silâhlı kuvvetlerine yaklaşık yüz kişilik Yunanlı ve belli bir miktar Rus ve Ukraynalı gönüllünün yardımcı olduğu sonraki yıllarda açığa çıkmıştır.

Asker ve silah sevkiyatı dışında Yunanistan’dan kara yoluyla Rusya ile Ukrayna’dan ise Tuna nehri yoluyla o sıralarda BM ambargosu altında olan Sırbistan’a ve Bosnalı Sırplara petrol ve diğer yardımların sevkiyatı yapılmıştır.

Şimdi bu ateş çemberinin ortasında ve dünyanın vurdumduymazlığı karşısında Hasan ve orada bulunan insanlar şu ızdırap verici soru soruyordu: “BM neden Güvenli Bölge ilan ettiği bir yeri içindeki 25.000 mülteci ile birlikte korumasız bir şekilde kendi kaderlerine terkediyor?” Oysa bu soruların cevabı yoktu daha doğrusu kimse bu cevapları konuşmak istemiyordu.

Sırpların saldırıları sıklaştıkça toplanan silahların kendilerini geri verilmesini isteyen Boşnaklar’a karşı çıkan Albay Karremans NATO’nun uçaklarla bir hava saldırısı başlatacağını söylüyordu.

Ancak bu saldırı hiç gerçekleşmediği gibi Sırpların saldırısı daha da yoğunlaştı. Sonunda Hollandalı askerler Janvier’den aldıkları emir doğrultusunda tek bir kurşun ile atmadan kasabayı boşaltarak yakındaki Potoçari kampına çekilmeye karar verdi.

Srebrenica’nın Düşmesi


11 Temmuz 1995 sıcak bir yaz sabahı Ratko Mladiç Holllanda askeri gücün hiçbir direnişiyle karşılaşmadan büyük bir zafer kazanmış komutan edasıyla Srebrenica'ya girdi. Silahlardan arındırılmış kenti ele geçirmek Sırplar hiç de zor olmamıştı.

Şehrin düştüğü akşam katliamlar devam ederken New York da bulunan BM Barış Koruma Misyonu Şefi Kofi Annan’a durumu yazılı olarak bildiren BM Özel temsilcisi Akashi raporunda şu tuhaf ifadeye yer veriyordu: “Konvoy halinde ilerlemeye çalışan Boşnakların yakınlarında patlayan bazı patlayıcılar grup içerisinde paniğe yolaçıyor.” Oysa bu esnada insanlar dağlarda ve yollarda vahşi hayvanlar gibi kıtır kıtır doğranıyordu.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
Nisan 10, 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
41
Tepkime puanı
13
Potoçari Ölüm Kampı

Felaket yalnızca Srebrenica’nın düşmesiyle kalmadı.

Şehrin düşmesinden sonra yaklaşık 25.000 kişi büyük bir korku içinde Srebrenica yakınlarındaki Potoçari köyündeki BM Hollanda askeri kampına doğru kaçmaya başladılar.

Bunlardan 6.000 kadarı kampa girmeyi başarırken geri kalanı ya kampın çevresinde toplandılar veya Tuzla’ya gitmek üzere dağlara kaçtılar.

Srebrenica’dan kaçan bu insanların peşinden yarım saat sonra kampın kapısına kadar gelen General Mladiç "Kimseye bir kötülük yapılmayacak zarar verilmeyecek!" diyor ve elindeki çikolataları Sırp kameraları önünde Boşnak çocuklara dağıtıyordu.

Potoçari kampında ve çevresinde toplananbinlerce Boşnak korku içerisinde bekleşiyordu.

Hollandalıların Srebrenica’yı hiç bir zorluk çıkarmadan teslim ettiğini gören Mladiç Albay Karremans’la yaptığı bir toplantıda aşağılayıcı bir üslupla kampın içindeki ve etrafındaki Boşnakların bir an önce kendisine teslim edilmesini istiyor aksi takdirde kampı bombalayacağı blöfünü yapıyordu.

Mladiç adil bir yargılamadan sonra savaş suçu işlemeyen erkeklerin serbest bırakılacağını kadınlarla çocukları sağ salim Tuzla’ya ulaştıracaklarını söyledi.

Sonunda korkulan oldu ve Hollandalılar mültecileri kampı büyük bir kuşatma altında tutan Sırplara teslim etmeye karar verdi.

Bundan sonra kampta bulunan tüm Boşnaklar Hollandalı BM askerleri tarafından silah zoruyla dışarı çıkmaya zorlandılar.

Kendilerinin Sırplara teslim edildiğinde öldürüleceklerini söyleyen Boşnakların feryatlarına ve çığlıklarına aldırış etmeden onları zorla Sırpların ellerine teslim ettiler.

Bu insanlara hiçbir şey yapmayacağını söyleyen Sırplar 11 Temmuz 1995 ile 17 Temmuz 1995 tarihleri arasında kadınları ve çocukları ayırdederek yaklaşık 8 binden fazlagenç ve yetişkin erkeği katlettiler.

En büyük katliamın 11-12 Temmuz 1995’te yaşandığını dile getiren Nuhanoviç dünyanın üç günde 10 bine yakın insanın katledilmesine inanmak istemediğini; fakat Srebrenica’da tarihin gördüğü en büyük katliamın yaşandığını hatırlatıyor: “Şehri ele geçiren Sırp askerleri bir merkezde topladıkları kadın ve erkekleri önce ayırdı. Sonra erkekleri dışarı çıkardılar.

Bir kısmını hemen orada öldürdüler bir kısmını da ormana doğru götürdüler. Kadınların otobüs ve kamyonlara doğru koşmasını istediler. Yaşananlar tam anlamıyla trajediydi.”

Potoçari kampından zorla dışarı çıkarılıp Sırplara teslim edilen Srebrenicalı erkekler ya derhal kampın yakınlarında öldürülüyorlar ya da Bratunaç Nova Kasaba gibi en yakın yerleşim yerlerine götürüp orada katlediliyorlardı.

Sırplar öldürülmeyi bekleyen insanlara namluların gölgesinde önce çukur kazdırıyorlar sonra kazdırdıkları çukura topluca öldürdükleri insanları bazen de diri diri bu insanları doldururarak gömüyorlardı.

Yaptıkları katliam daha sonra ortaya çıkmasın diye cesetleri tanınmaz hale getiriyorlar ayakkabılarını ve diğer giysilerini topluyorlardı.

İşledikleri cinayetlere ortak etmek için kamyon ve otobüs şoförlerini de kurbanların üzerine ateş etmeye zorluyorlardı. Görgü tanıkları bunun gibi yüzlerce inanılmaz vahşet öyküleri anlatıyorlardı.

Mevludin Oriç ve Hurem Suljiç cesetlerin altında kaldıklarından öldü zannedilip katliamdan kurtulmayı başaran ender insanlardan ikisi. Mevludin’in anlattıklarına göre her kimde en ufak bir hayat belirtisi görülürse hemen ateş edip öldürüyorlardı.

Çukurlara doldurdukları cesetlerin üzerinde dolaşarak hâlâ canlı kalan olup olmadığını kontrol ediyorlar bazen cesetlere bile defalarca hınçla ateş ediyorlardı.

Böylece Bosna savaşının belki de en hunhar katliamları bu insanların güvenliklerini sağlamakla yükümlü BM yetkililerinin gözleri önünde ve onların desteği ve onayı ile gerçekleştiriliyordu.

Daha sonraki yıllarda Hollandalı generallerin katliam devam ederken Sırp generallerle birlikte yemek yediklerinin içki kadehi tokuşturduklarının ve sohbet ettiklerinin görüntülendiği kasetlerin basına yansıması olayın danışıklı dövüş olduğu şüphesini doğuruyordu.

Hollandalılar mültecileri Sırplara teslim etmekle yetinmemiş onlara her türlü yardımı yapmış hatta Sırp askeri araçlarına yakıt bile sağlamışlardı.

Bu ölüm kampında yaşananları gerçek boyutlarını hikayemizin kahramanı Hasan’dan dinlemeye devam edelim. “NATO’nun göstermelik hava saldırısının ardından Srebrenica’yı rahatlıkla ele geçiren Mladiç ve askerleri şimdi bu kampın kapısına dayanmış burada bulunan mültecilerin kendisine teslim edilmesini talep ediyordu.

Bu amaçla Mladiç Albay Karremans’la birkaç defa yemek yeyip görüştükten sonra nihayet bir anlaşmaya vardılar.

13 Temmuz 1995’de Hollanda Birliği yapılan anlaşma gereği Sırplara teslim edilecek mültecilerin ve BM adına çalışanların listesini verdi.

Mladiç sadece mültecilerin değil tüm yaralıların ve tercümanların da kendisine teslim edilmesini istiyordu.

Bu arada kampın dışında bulunan erkeklerin katledildiğine dair haberler kampın içine ulaşıyordu.

Kampın komutan yardımcısı Binbaşı Franken böyle bir şeyin olmadığı yalanını söyleyerek ertesi günü kamptan uzaklaştıracakları insanları sakinleştirmeye çalışıyordu.”

Hollandalılar kampı boşaltmaya karar verince bunu sığınmacılara duyurma görevini Hasan’a verdiler.

Hasan eline tutuşturulan bir megafonla orada bulunan Boşnaklara şu duyuruyu yapmak zorunda kalmıştı: “Sizden kampı boşaltmanızı istiyorlar.” Mültecilere kamyon ve otobüslerle konvoy halinde Tuzla Serbest Bölgesine götürüleceklerini ve kendilerinin güvenlikte olacakları söylendi.

Ancak Sırpların özellikle erkek mültecilerin gitmesine izin vermeyeceğini kampın dışına çıkmanın onların ölümü olacağını herkes biliyordu.

Mülteciler dışarı çıktıklarında akıbetlerinin ne olacağını sorduğunda Franken herşeyin yolunda olduğunu Sırpların kimseye zarar veremeyeceğini çünkü burada bulunan insanların isimlerinin Cenova Lahey ve daha başka adreslere bildirildiği yalanını söylüyordu.

Boşnakların Sırplara teslim edilmesine karar veren asıl sorumlu kişi kampın komutanı Albay Karremans’dı.

Bir süre onun tercümanlığını da yapan Hasan’ın anlattığı şu ilginç anekdot onun Boşnaklara bakış açısını oldukça güzel yansıtmaktadır: “Kamp boşaltılmadan önceki son Ramazan Bayramı’nda Karremans’ı bizimle Rakıja* içmeye davet ettik.

Bu teklifi götürdüğümüzde Karremans’ı belki de ilk defa gülümserken görmüştüm.

Ancak cevabı gülümsemesiyle aynı samimiyette değildi: Bu mültecilerin hepsi birer pislik.”** BM’nin bir nevi koruması altında olacakları düşüncesiyle kampa sığınan bu insanlar burada geçirdikleri 2 gün 2 geceden sonra şimdi zorla cellatlarına teslim ediliyordu.

Hasan bu alçakca kararın niçin alındığını hala çözememektedir: “Bu insanlar niçin zorla kampın dışına atılması için hiçbir sebep ve zorlama yoktu.

Çünkü Sırplar kampa girmeye çalışmadılar hatta bunu denemediler bile.

Yani Sırplardan Hollandalılara sığınmacıların teslim edilmesi yönünde bariz bir tehdit de yoktu.

Bu sorunun cevabını asla bulamadım. Kampın içinde olup bitenler hakkında şimdiye kadar hiçbir soruşturma yapılmadı bile.”

Gerek Sebrenica’nın düşmesinde gerekse Potoçari kampının savunulmasında Sırplara karşı hiçbir şekilde silah kullanmayan Hollandalı askerler kampın boşaltılmasında Sırpların işlerini kolaylaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar mültecilerin tek sıra halinde düzenli olarak yürümelerini sağlıyorlardı.

Hasan bu sahneyi şöyle anlatıyor: “Askerler kampı boşaltmak için herşeyi dört dörtlük planlamışlardı.

Mültecilerin sırayı bozmadan çıkmalarını sağlamak üzere kampın çıkışına naylon şeritler bile çekmişlerdi. İnsanlara sadece bir hayvan sürüsü gibi kapıya doğru yürümelerini emrediyorlardı.

Boşnakları korumakla sorumlu Hollanda askerleri Sırp Çetniklerden emir alıyordu. Sırpların bir kısmı BM üniforması giymişti.

13 Temmuz’da içinde kardeşimin de olduğu 5 bine yakın Boşnak’ı toplama merkezinden çıkardılar.

Merkezin önünde erkekleri öldürdüler. Aynı gün aynı yerde hem annemi hem kardeşimi kaybettim.

Hollanda askerlerinin Boşnaklara yaptığı en büyük kötülük olup bitenleri gizlemeleriydi.

Dünya burada ne olduğunu uzun süre öğrenemedi.” Hasan Nuhanoviç’e göre Potaçari’de katliamlar yaşanırken şehirde BM ve Hollanda bayrakları dalgalanıyordu.

Sırplar dışarı çıkan erkekleri ayırdedip çok uzağa gitmeden kampın yakınlarında öldürmeye başlamışlardı.

Bütün bu olup bitenleri gören ve başlarına gelecekleri anlayan mülteciler korkuyla çığlıklar atıyor ve Hollandalı askerlere yalvarıyorlardı.

Mültecilere kampı terketmenin dışında hiçbir alternatif bırakmayan askerler ise bir şey yapmak şöyle dursun insanlara cevap vermeye bile tenezzül etmiyorlardı.

Kampı çığlık feryat ve yalvarmanın birbirine karıştığı bir uğultu kaplamıştı.

Birçok mülteci Sırplara teslim olmaktansa intihar etmeyi seçiyor intihar edecek gücü bulamayanlar ise kendilerini öldürmeleri için arkadaşlarına yalvarıyorlardı.

Kamp etrafında vahşi hayvanlar gibi boğazlanan insanların feryatları gece boyunca devam etti.

Anneler sıkı sıkı sarıldıkları oğullarını bu feci akıbetten korumak için çırpınıp duruyorlardı.

Kampın boşaltılmaya başlanmasından sonra kampta bulunan herkes gibi Hasan da büyük bir endişeye kapılmıştı.

Her ne kadar kendisi kampta kalma hakkına sahip olsa da ailesinin Sırplara teslim edilmesi ihtimali onu çılgına çevirmiştir.

Bu nedenle ailesini kurtarmak için bir plan yaptı ve listeyi hazırlamakla görevli Hollandalı asker De Haan’la birlikte kardeşinin adını belli etmeden BM çalışanların arasına dahil etti. “De Haan ve ben bu yeni listeyi askeri Karargah binasına götürdük.

Masanın başında bazı haritalara bakmakta olan Binbaşı Franken bizi görünce ayağa kalktı.

Listeyi masanın üzerine koyduk o da haritaları eliyle bir kenara itti. İlk önce listeye uzunca baktı.

Büyük bir ihtimalle listede kendisine çok tutarlı gelmeyen bazı isimler görmüştü.

Sıra bizim isimlerimize gelince altına bir sandalye çekti ve listeyi isim isim incelemeye başladı.

Bakışları aşağıya doğru kaydı ve listenin en altındaki bir isme takıldı.

Geriye doğru yaslandı kolunu havaya kaldırdı ve işaret parmağıyla uzatarak ‘Bu kim’ diye sordu.

İkimiz de aynı anda bunun yeni alınan temizlikçi olduğunu söyledik.

De Haan çok ciddi bir ifadeyle bu şahsın iki hafta önce işe başladığını ancak Sırp saldırılarından dolayı formaliteleri yerine getiremediklerini söyledi.

Franken ise ‘Hayır bu doğru değil bu burada çalışmıyor.’ diye bağırdı. De Haan utancından kıpkırmızı kesilmişti.

Yalan söylediği meydana çıkmıştı ancak bir gencin hayatını kurtarmak için yalan söylemek zorunda kaldığını söyledi.

Franken listeyi tekrar masanın üstüne koydu ellerini uzatarak pembe renkli bir işaretleme kalemi aldı –niçin pembe seçtiğini anlayabilmiş değilim belki de siyah bir kalem almalıydı- ve bir insanın ismini daha doğrusu hayatını çizmiş oldu.

Muhammed Nuhanoviç 19 yaşındaydı Bugün bile hala niçin onun ismini listenin altına ekledik diye kendimi suçluyorum.

Onun adını listenin ortasına bir yerlere bizim isimlerimizin arasına koysak Franken belki de farketmeyecek belki de yaşıyor olacaktı.

Ben de bugün farkında olmadan birisinin ölümüne sebep olmanın ızdırabını yaşamayacaktım.

Yaşadığım olayın tesiriyle hissiz ve donmuş bir şekilde toplantı odasından ayrıldım.” Hasan ve De Haan odadan çıktıktan sonra bilgisayarda listenin son şeklini yazmaya başladılar.

Bir daha asla geri getiremeyecekleri önemli bir şeyi kaybediyor olmanın ızdırabıyla kafası allak bullak olan Hasan’ın tüm geçmiş yaşantısı bir film şeridi gözünün önünden akıp gidiyor donmuş gibi De Haan’a bakıyor sürekli Frankeni öldüreceğini tekrarlayıp duruyordu.

De Haan da ‘Bu benim suçum değil Franken’in kararı hala vakit varken git onunla konuş.’ diyordu.

De Haan’ın yanından ayrıldıktan sonra olup bitenleri tek başına bir masada izlemekte olan Hasan’ın birden kafası yeşil yağ tabakası kaplı tahta masanın üzerine düştü.

Çaresizliğin ve bir şey yapmamanın verdiği ızdırapla kendini kaybeden Hasan masaya yığılıp kalmıştı.

Ancak ailesini ve diğer mültecileri kurtarmak için mücadelesinden vazgeçmeyen Hasan kampta mülteciler arasında bulunan babası İbro ve bazı mültecilerle bir şeyler yapmaya çalışmaktadır:

“Potoçari kampında bulunan herkes mülteciler ve Hollandalılar BM kampının dışına çıkan herkesin öldürüleceğini biliyordu.

Babam ben ve arabulucu olarak görev yapan bir diğer kişi Nesip Manciç birlikte bir plan yaptık.

Dünya medyası Potoçari’deki durumdan haberdar edilmeden askeri bir müzakere timi ve gazeteciler gelmeden kampı boşaltmayacağımızı şart koşalım.

Mülteciler ancak UNPROFOR askerleri nezaretinde güvenli bir bölgeye nakledilsin…” Oysa tahliye çoktan başlamıştı bile.

Hollandalı askerler mültecileri hayvan sürüleri gibi yönlendirip kampın dışına çıkarıyor kadınlar ve çocuklar dışarıda bekleyen Sırp askeri araçlarına bindiriliyordu. Ortalıkta hiçbir erkek gözükmüyordu.

Hasan’ın babası istediği takdirde kamptan ayrılmama hakkına sahipti çünkü Sırplarla yapılan müzakerelerde arabuluculuk görevini o üstlenmişti.

Ancak Hollandalılar küçük oğlu Muhammed ve karısının kalmasına izin vermeyince o da onlarla birlikte kamptan ayrılmaya karar verdi.

Hasan bu arada çılgınlar gibi ailesini kurtarmak için sağa sola koşturmakta askerlere adeta yalvarmaktadır.

Orada bulunan Hollandalı askerler ısrarla onun ailesinin de Sırplara teslim edileceğini söylerler.

O da son bir defa daha Binbaşı Franken’e yalvarır:

“Ona son bir defa daha kardeşimin kampta kalıp kalmayacağını sordum.

Fakat müsaade etmedi. Hiçbir Hollandalı asker beni dinlemiyordu bile.”

Umutları iyice tükenen Hasan da ailesi ile birlikte kamptan ayrılmaya karar verdi.

Ancak babası ve kardeşi ona kampa geri dönmesini böylelikle ailelerinden en az birisinin hayatta kalacağına ve tüm dünyaya Sırpların yaptıklarını anlatacağına emin olmak istediklerini söylediler.

Hasan ailesiyle yaptığı uzun bir tartışmadan sonra göz yaşları içerisinde ister istemez kampta kalmaya karar verdi.

Hasan’ın babası kendi ölümüne doğru adımlarını atarken birden geriye döndü ve Franken’e sarılıp öptü.

Böylelikle kendisinin Hollanda Birliği ile iyi ilişkiler içinde ve onlarla çalışan birisi olduğunu gösterip ailesini korumayı hesaplıyordu. “Kardeşim annem babam arkalarında bir grup Sırp askerle birlikte gözlerimin önünde çıkıp gittiler.

Annemi en son bir otobüse bindirilirken gördüm. Bense hala BM’in ailemi koruyacağını sanıyordum.”
Hasan afallamış bir vaziyette ağlayarak kampa geri döndü.

Ancak kampta ikinci bir şok daha yaşayacaktır.

Orada bulunan bir kapıyı açtığında karşısında ailelerini teslim etmeyip onlarla birlikte kalan diğer BM çalışanlarını görünce beyninden vurulmuşa döndü.

Onlar emirlere uymayıp bir kumar oynamış ve kalmaya karar vermişti.

Kendini kaybeden Hasan içine düştüğü suçluluk psikolojisinden ve ailesini kaybetmenin acısından kurtulmak için kutu hap içerek intihara teşebbüs etti ancak kurtarıldı.

Mültecilerin hepsi Sırplara teslim edilip tahliye işlemi bittikten sonra Hollandalı askerler ve tercümanlar kampta yaklaşık bir hafta daha kaldılar. Bu arada kampa 2-3 kamyonet dolusu bira ve sigara getirilerek bir kutlama partisi verildi.

Onlar müzik eşliğinde dans ederken Hasan hala ailesinin akıbetini düşünmektedir. Birlik daha sonra 21 Temmuz’da tüm yiyecek ilaç ve silahları kampta bırakarak bir konvoy eşliğinde Zagreb’e nakledildi.

Burada da Hollanda’dan özel uçakla getirtilen bir orkestra eşliğinde çılgınlar gibi eğlenen Hollandalı askerler körkütük sarhoş oluncaya kadar içtiler.

Onlar eğlencelerine devam ederken katliamdan kurtulmak için dağlara kaçan ve Tuzlaya ulaşmaya çalışan binlerce insan hala dağlarda vahşi hayvanlar gibi boğazlanmaktadır.

Hasan buradan ayrıldıktan hemen sonra ulaşabildiği tüm uluslararası kuruluşlardan kamptan alınan insanların akıbetleri hakkında bilgi edinmeye çalıştı.

Ancak bütün kuruluşlar sözleşmiş gibi böyle bir olay hakkında bilgileri olmadığını veya mültecilerin nerede olduğunu bilmediklerini söylüyordu.

Hasan’ın ailesinden ve 8 binden fazla müslümandan bir daha haber alınamadı.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
Nisan 10, 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
41
Tepkime puanı
13

Hasan’ın Bitmeyen Mücadelesi

Hasan için Srebrenica artık bir kabustur. “Bu bir kabustu hala da bir kabus olarak devam ediyor.

Ancak bitmemiş bir kabus çünkü hala aileme ne olduğunu bilmiyorum. Öldürülmüş veya bir yerlerde hapsedilmiş olabilirler.

En ufak bilgi kırıntısına bile ihtiyacım var.

Bunu elde etmeden hayatımın sonuna kadar huzura kavuşmayacağım.” Hasan uzun araştırmalardan sonra pek kesin olmayan bazı bilgiler toplayı başardı.

Buna göre annesi Sırplar tarafından bir otobüse bindirilmiş ancak yolda küçük oğlu Muhammed’in adını sayıklayarak otobüsten inmiş ve gerisin geriye oğlunu aramak için Srebrenica’ya dönmüştür.

Hasan daha sonra bir Sırp’tan annesinin önce hapsedilip sonra da öldürüldüğünü öğrendiğini kendisine bu bilgiyi veren Sırp’a teşekkür ettiğini çünkü şimdi en azından annesinin ölmüş olduğunu bildiğini söylemektedir.

Hasan daha sonra Tuzla’da yeniden BM’de tercüman olarak çalışmaya başladı. Hasan’ın asıl zorlu mücadelesi bundan sonra başlıyordu.

Gerek BM’in resmi kanallarını kullanarak gerekse şahsi girişimleriyle katliamla ve ailesinin akıbeti ile ilgili bilgilere ulaşmaya çalıştı.

Olayın tanıklarının ifadelerini topladı katliamdan kurtulanlarla görüştü.

Srebrenica’da görev yapmış bazı Hollandalı askerlere ulaşarak onları ifade vermeye ikna etmeyi başardı.

Hollanda Savunma Bakanlığı’na defalarca mektup yazdı.

Bakanlık Hasan’a gönderdiği cevap yazısında Srebrenica’da kaybolan insanlarla ilgili kendisine yardım edemiyeceklerini bundan sonra kendilerine mektup yazmamasını ve başka soruları varsa Sarajevo’daki Hollanda Büyükelçiliği ile temas kurmasını söylediler.

Temasa geçtiği Büyükelçi ise Bosna’daki siyasi durumun böyle bir konuyu araştırmak için uygun olmadığını ülkede istikrar sağlanmadan sağlıklı bir araştırma yapılamayacağını söyleyerek sorumluluktan kaçıyordu.

Hasan Sarajevo’da bulunan BM karargahı’na da birçok mektup yazarak yardım talebinde bulundu.

Gelen cevaplarda kayıp insanlar ve mülteciler konusunda çalışan kuruluşlarla irtibata geçmesi salık veriliyordu.

Ancak bu kuruluşlar da yapacak fazla bir şeyleri olmadığını söylüyordu.

Bütün bu olumsuz cevaplara rağmen Hasan mücadelesinden asla vazgeçmedi.

Onlarca defa uluslararası toplantılara konferanslara panellere katılarak Srebrenica’da yapılan katliamı bütün dünyaya anlatmaya başladı.

Çoğu zaman basın yayın organlarında boy gösteriyor katliamdan sorumlu BM’i ve Hollanda hükümetini suçlayıcı konuşmalar yapıyordu.

Bu mücadelesini yaparken halen BM’de çalışan bir tercüman olması nedeniyle onun bu konuşmaları BM yetkililerini çok rahatsız ediyordu.

Bir çok defa Sarajevo’daki BM Karagahına çağrılarak üstü kapalı veya doğrudan tehdit ve ikazlarda bulunuldu.

Ancak BM yetkilileri Hasan’ı işten attıklarında Srebrenica’dan çıkarılmış ve şu anda Bosna’nın her tarafında mülteci olarak yaşayan binlerce Srebrenica’lı mültecinin ve dünya medyasının tepkisinden de çekiniyordu.

Hasan’ın mücadelesinden rahatsız olan sadece BM değildi.

Bir çok defa Hollanda’ya davet edilen Hasan radio ve televizyonlarda toplantı ve panellerde açıkca ve hiç lafını esirgemeden Hollanda Hükümetini ve BM’yi suçlayıcı konuşmalar yapıyordu.

Hollanda içerisinden gelen tepkilerinin yanısıra birçok kuruluş siyasi parti veya sivil toplum kuruluşu ona açık bir destek verdiler.

Hasan’ın bu çabaları konuyu sürekli gündemde tutuyor ve Hollanda hükümetinin suçunu kabul etmesi ve Srebrenica halkı için birşeyler yapması gerektiği mesajı gerekli yerlere iletiliyordu.

Hasan bu çabalarından çoğu zaman beklediği oranda maddi ve manevi yardım göremese de Hollanda’nın suçluluğunu tüm dünyaya kabul ettirmeyi başarmıştı.

2003 yılında Hollanda hükümetinin Srebrenica katliamındaki sorumluluğunu kabul edip istifa etmesinde Hasan’ın bu yılmak bilmeyen çabalarının payı büyüktür.

Hasan’ın yaptığı suçlama ve eleştirilerden Amerikalılar da payını alıyordu.

ABD’de birçok defa toplantı ve konferanslara katılan Hasan katliamı önlemede isteksiz davranmasından dolayı doğrudan ABD’yi suçlayıcı beyanlar veriyordu.

Amerika’nın gerek katliamdan önce gerekse katliam esnasında yaşanan herşeyden haberi vardı.

Ancak anlaşılmaz bir umursamazlık ve isteksizlikle olayları seyretmişti. Ona göre ABD’nin bu isteksiz ve yetersiz çabası savaştan sonra da devam etmektedir.

Örneğin katliamın yapıldığı ve toplu mezarların bulunduğu bölge savaştan sonra bu bölgeye konuşlandırılan Amerikan SFOR (Stabilization Forces ) Birliklerinin sorumluluk alanında kalmaktadır.

Ancak bu toplu mezarlar yeterince korunmamakta gerekli araştırma yapılmamakta Sırplar tarafından tahrip edilmekte ve katliamın izleri yok edilmeye çalışılmaktadır.

Hasan bu konuda temasa geçtiği bir çok Amerikan askeri yetkiliye durumu izah ettiğini ama şimdiye kadar olumlu bir cevap alamadığını söylemektedir.

Hasan’ın anlattığı bir başka olay Amerikalıların bu isteksizliğinin açık bir göstergesiydi. Hasan elinde bulunan bir video kasetini Amerikan askerlerine vererek gereken yapılmasını talep eder.

Srebrenica’nın düşmesinden sonra çekilen bu kasette katliam sırasında Mladiç’le birlikte gözüken birisi vardır ve bu kişi savaştan sonra Zvornik adlı kasabada polis şefi olarak çalışmaktadır.

Amerikalı askerler bu kasedi umursamazlar bile.

Hasan bu durumu şöyle ifade ediyor:

“Srebrenica’nın polis şefi Mane Curiç BM askerlerinin gözü önünde ölüme gönderilecekleri seçen kişiydi. Savaş bitti ama o Srebrenica’nın güvenlik şefi olarak kaldı.

Ne ABD ne de AB bu konuda bir şey yapmadı.” Oysa bu bölgeden kaçmak zorunda olan binlerce Boşnak evlerine dönmek istediklerinde savaş sırasında katliama bizzat katılan bu polis şefinin sorumluluk alanına gireceklerinin bunun da mantıksızlığının farkındadır.

Sadece bu polis şefi değil katliam sırasında görev yapan bir çok devlet görevlisi hala aynı konumlarını muhafaza etmektedir.

Amerikalı askerler de ironik bir şekilde sürekli bu insanlarla biraraya gelip toplantılar yapmakta bölgenin sorunlarına çözüm bulmaya çalışmaktadırlar.

Bugün Amerikan askerleri etrafı insan kemikleriyle çevrili yollarda hergün devriye gezmeye devam etmektedir.

Hasan’ın suçladığı bir diğer uluslararası kuruluş olan UNHCR• hakkındaki ilginç iddiası da şöyle: “Potoçari kampı zorla boşaltılırken dışarıda Sırp kamyon ve otobüslerinin yanında bekleyen iki tane UNHCR kamyonu vardı.

Kampta geriye kalan bir kaç yüz insan daha vardı. Bu UNHCR görevlileri Hollandalılara geriye kalan bu mültecileri taşımayı teklif dahi etmediler.

Katliamdan sonra bizzat tanıdığım bu insanlara ve UNHCR’ın Sarajevo’daki şefine ulaşarak kamptan götürülen insanların nereye götürüldüğüne dair bilgileri olup olmadığını sordum.

Olay sırasında hiçbir UNHCR mensubunun orada olmadığını söyleyerek herşeyi inkar ettiler.”

Hasan ABD’de de katıldığı bir konferansta kendisine bir kongre üyesi tarafından yöneltilen: “Sence neden BM Barış gücü askerleri ve UNHCR kamptaki mültecilerin boşaltılmasında kendi kamyon otobüs veya diğer vasıtaları kullanmadılar da bu insanları Sırpların eline teslim ettiler?

Yani bunlar Mladiç’in bu insanlara hiçbir şey yapmayacağını mı zannettiler yoksa bir beceriksizlik miydi veya daha mı kötüsü?” sorusuna “Zannediyorum oradaki insanlar kimsenin umurunda değildi.

Hollandalı askerler diğer ülke askeri temsilcileri ve UNHCR yetkilileri Potoçari kampı boşaltılırken birkaç saat orada durdular ve bu sivil insanları korumak için kıllarını bile kıpırdatmadılar.

Yani hiçkimse aldırış bile etmedi. Herkes sadece eşyalarını toplayıp oradan ayrılmayı bekliyordu.

Hepsi bu. Ve bu cehennemi orada bırakıp çekip gittiler.”19 Hasan “1998 ve 2000’de Amerikan Kongresi’nde ifade verip yaşananları anlattım. Ama Batı dünyası görmek istemediği için bütün anlattıklarım havada kaldı.” diyor.

Pek çok olayı yaşamasına rağmen Savaş Suçları Mahkemesi’ne tanık olarak çağrılmadığını kendisini dinleyecek makam bulmakta zorlandığını belirten Hasan’ın cevabını bulamadığı ve anlayamadığı sorular bunlardan ibaret değildi. “11 Temmuz’da Srebrenica düştü.

12 ve 13 Temmuzda binlerce insan Potoçari kampından alınarak katledildi.

13 Temmuz ile 15 Temmuz arasında neler yaşandığını kimse tam olarak bilmiyor.

Ancak 15 Temmuz’da yani Potoçari olayından iki gün sonra Belgrat’ta bir toplantı gerçekleştirildi.

Bu toplantıya katılan BM yetkilileri ve Uluslararası kuruluş temsilcilerinin hayatta kalan ve kurtarılması mümkün olan insanlar için birşeyler yapması umuluyordu.

Oysa konuşulanlar tam tersini gösteriyor. Bu toplantı hakkında mevcut resmi belgede Akashi şunları yazıyor: ‘Sn. Carl Bildt Sn. Stoltenberg ve kendim 15 Temmuz’da Devlet Başkanı Miloşeviç ile Belgrat’ta buluştuk.

Bu buluşmaya General Rupert Smith ve Miloşeviç’in yanısıra Bildt’in ricası üzerine General Mladiç de katıldı. Mladiç ve Smith uzun uzun tartıştılar.

Bir kaç nokta üzerinde anlaşmamalarına rağmen bu toplantı iki general arasındaki diyalog’un tekrar tesis edilmesini sağladı.

Toplantının sonunda iki general arasında resmi olmayan bir anlaşmaya varıldı daha sonra 19 Temmuzda tertip edilecek bir başka toplantıda bu anlaşma teyit edilecektir.

Mladiç’in bu toplantıya iştirak etmesinden dolayı kamuoyunda oluşacak hassayiyeti bertaraf etmek için bu toplantı taraflarca kamuoyuna aksettirilmeyecektir.’ Hasan toplantı hakkında şunları söylüyor: “Evet bu bir gizli toplantıydı.

Bu uluslararası şahsiyetlerin yerine ben orada olsaydım Mladiç ve Miloşeviç’e Potoçari kampından götürülen binlerce insanın akıbetinin ne olduğunu sorardım.

Uluslararası gözlemcilerinin gözü önünde binlerce insan katlediliyor ve kimse bunu sormuyor.

Bundan daha berbatı ise toplantının ertesi günü 16 Temmuz’da Sırplar Pilica denilen bir yerde 1500 erkek ve çocuğu daha katlettiler.

Bu şahitler tarafından ortaya konan ve Hague’de savaş suçundan hüküm giyen Drazen Erdemoviç’in* tanıklığıyla ispatlanmış bir katliamdır.

Bütün bunlar gösteriyor ki bu toplantıyı yapanların bu insanları kurtarmak gibi dertleri yoktu. Toplantıda bu gündeme bile gelmedi.”
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
Nisan 10, 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
41
Tepkime puanı
13
Katliam Kurbanları

Katliamdan kurtulan ve şu anda kendi ülkelerinde bir sığınmacı gibi kendilerine tahsis edilen toplama kamplarına benzer barakalarda veya Sırpların terkettiği evlerde işsiz yiyeceksiz sağlık şartlarından mahrum ve gelecekten umutsuz bir şekilde yaşayan Srebrenicalılar yaşadıkları katliamın ve sahipsizliğin ızdırabını her gün acı bir şekilde yudumlamaktadırlar.

Bu insanlara elinden geldiğince yardımcı olup yol göstermeye çalışan Hasan çoğu zaman uluslararası kuruluşlardan ve sivil örgütlerden bekledikleri yardımı görememekten şikayetçi. Bazen kendilerini siyasi amaçları için kullanmaya çalışan insanlar da olsa Hasan “Bizim politik herhangi bir amacımız yok. Tek hedefimiz savaş suçlularının birkaç sene hapis yatıp çıkması veya Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesinin katilleri cezalandırılması değil. Bu çok vakit alacak bir süreç. Biz kayıp yakınlarımızın izine ulaşmaya çalışıyoruz.” diyor.

Srebrenica katliamından kurtulan insanlar yine Hasan’ın önderliğinde bu faaliyetlerini organize bir şekilde yürütmektedirler. Hâlâ kayıp yakınlarına ulaşabilecekleri umuduyla yaşayan bu insanlar kurdukları Zene Srebrenica-Srebrenica Anneleri adlı dernek çatısı altında çeşitli platformlarda seslerini duyurmaya çalışıyor bazen BM’in NATO’nun UNHCR veya bir başka uluslararası kuruluşun binaları önünde protesto mitingleri düzenliyorlar. 2 Temmuz 2004 günü 50 kadar Srebrenicalı kadın Hollanda Parlamentosu önünde bir gösteri yaparak hükümetten 2 milyar euro tazminat talebinde bulundular.

Kurban yakınları Potoçari toplama kampının bir soykırım müzesine dönüştürülmesini ve ölülerinin buraya defnedilmesini istiyorlar. Hasan’a göre bu müzenin ve mezarlığın fiziki varlığı bile savaş suçunun hafızalardan silinmesini önleyecektir. “Almanya’da kurulan mahkemelerde İkinci Dünya Savaşından sonra yaklaşık 60.000 savaş suçlusu yargılandı. Burada yapılması gereken de bu. Uluslararası topluluk büyük balıkların peşinde. Ancak onları yakalamaları çok zor.”

Bugüne kadar 60’dan fazla toplu mezardan çıkarılan 5 binden fazla ceset kimlik tespiti yapılmak üzere saklanıyor. Eşyalarıyla birlikte kimlik tespiti yapılmayı bekleyen bu cesetlere bulunan her toplu mezarla birlikte yenileri ekleniyor. Bu cesetlerden şimdiye kadar ancak çok azının kimlik tespit ve teşhisi yapılabildi. Öldükten sonra bile huzur bulamayan bu insanların yakınları uluslararası kuruluşlardan daha fazla çaba göstermelerini bekliyor.

Bu konuda yılmadan mücadelesine devam eden Hasan 20 Eylül 2003 günü buruk bir sevinç yaşadı. Onun uzun yıllar gayretleri sonucu inşa edilen bir anıt mezar ABD’nin eski Başkanı Bill Clinton’un da katıldığı bir törenle açıldı. Şu ana kadar çıkarılan 5000’e yakın cesetten DNA tespiti yapılan 989’unun gömüldüğü mezarlığa 2004 yılında düzenlenen törenle 338 kurban daha defnedilmiştir.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
Nisan 10, 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
41
Tepkime puanı
13
Katliam Sonrası Uluslararası Camiada Yaşananlar

İlk başlarda katliamdaki sorumluluğunu kabul etmeyen Hollanda hükümeti gerekli adımları atmaktan sürekli kaçındı ve olayı ört-bas etmeye çalıştı. Ancak bu olay zaman geçtikce Hollanda’nın bir kabusu milli bir travması haline gelmekten kurtulamadı.

Bu konuyla ilgili kurulan bir Parlemento Araştırma Komisyonu’nun 27 Ocak 2003’te açıkladığı bir raporda katliamdan tamamen Hollanda Hükümeti sorumlu tutuluyor sözde koruma altındaki bölge Sırplarca ele geçirildikten sonra Hollanda birlikleri etnik temizlikte işbirliği denilecek biçimde yardımcı olmakla suçlanıyordu.

16 Nisan 2003’te Hollanda Başbakanı Wim Kok Srebrenica’da hayatını kaybeden ve kurtulanlar adına Hollanda’nın katliamdaki kütün sorumluluğunu kabul ettiklerini belirterek hükümetin istifa ettiğini söyledi.


Ancak Srebrenica mağdurlarına göre bu çok geç kalmış bir istifa ve Hollanda’nın kirli geçmişini temizlemeye yetmeyecektir.


Bu istifaya giden yolda olayların bu şekilde gelişmesine örnek ve azimli bir mücadele yürüten Hasan’a göre her ne kadar bu istifa dürüst bir tavır da olsa göstermelik ve politik bir karar ve önemsiz bir jestten ibaret çünkü hükümetin istifası adaletin yerini bulması değildir.


Adalet yerini ancak mahkemelerde bulacaktır. Bu amaçla Srebrenica’lı Anneler Derneğinin 2000 yılında Hague’de bulunan Eski Yugoslavya Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ne üst rütbeli BM askerlerinin Hollanda Hükümetinin ve Hollanda Ordusunun sorumluluklarının araştırılması için açtıkları dava hala devam etmektedir.


BM ise bu konuda uzun süre suskunluğunu korudu. Katliamdan ancak 4 yıl sonra Kasım 1999’da 155 sayfalık bir rapor25 yayınlayan BM kendisine ağır eleştiriler yöneltmekte "hata yanlış karar ve bize karşı duran şeytanı tanımadaki yeteneksizlikten dolayı Srebrenica halkının Sırp katillerin katliamından korunamadığı” itirafı yapılıyordu.

Daha sonraları ortaya çıkan birçok BM belgesi Srebrenica’da katliam devam ederken Miloşeviç ve BM üst düzey yöneticilerinin sık sık biraraya gelerek görüştüklerini ortaya çıkarmıştır.


Srebrenica’da kadınların ırzına geçilip erkekler parça parça doğranırken bu insanlar çeşitli ortamlarda biraraya gelerek kendi askerlerinin ve malzemelerinin güvenliği konusunda karşılıklı bir anlaşmaya varmaya çalışıyorlardı. Ancak bunlara rağmen hiçbir BM elemanı suçlu bulunup herhangi bir cezaya çarptırılmadı.


Srebrenica’nın düştüğü sıralarda Afrika’da bir gezide olan BM Genel Sekreteri Boutros Gali ve yanındakiler tüm dünyanın gözü önünde cereyan eden bu dehşet sahnelerini televizyondan büyük bir kayıtsızlıkla seyretmişlerdir.

Sırplara büyük sempati besleyen insan sadece Gali değildi. Sözleriyle ve tavırlarıyla Sırplara karşı anlaşılması güç bir hayranlık beslediğini ispatlayan Akashi’nin de Gali’den kalır yanı yoktu.

Sırpların elinde esir bulunan Fransız askerlerin hayatını kurtarmak için yapılacak hava saldırılarına karşı çıkan ve Srebrenica katliamına giden yolu açan Fransız Generaller Morillon ve Janvier ise rahatça hayatlarına devam etmektedirler.

Hasan Uluslararası Af Örgütüne defalarca başvurduğunu yaşananlar ve ailesinin başına gelenler hakkında bilgi verdiğini ancak gerek bu örgütün gerekse de İnsan Hakları İzleme Örgütünün yazdığı raporlarda Fransız komutanlara Hollandalı Birliğine ve Hollanda Savunma Bakanlığına yönelik en ufak bir eleştiri bile yer almadığını söylüyor.

Katliamın asıl sorumluları Radovan Karadziç ve General Ratko Mladiç katliamdan sonra uzun süre Bosna’da serbestçe dolaştı. Barış sürecinde Avrupa Devletleri ve Amerika bu insanlara bir savaş suçlusu değil de birer saygıdeğer diplomat gibi davrandı.


Haklarında insanlığa karşı suç işlemek ve soykırım suçlamasıyla dava açılan ve Lahey'e yargılanması gereken bu iki sorumlu hâlâ Sırbistan-Karadağ’da tam anlamıyla serbestçe dolaşmakta futbol maçlarında lokantalarda boy göstermektedirler.


Uluslararası topluluğun bu savaş suçlularını

yakalamadaki isteksizlik ve vurdumduymazlığı Bosna Savaşını sona erdiren Dayton Antlaşmasında yer alan ve bu iki insana dokunulmamasını öngören bazı maddeler olduğu iddialarını gündeme getirmektedir. Can Dündar’ın deyimiyle “Savaş suçluları bulunmadığından evlerin kurşun deliklerinden hâlâ kan sızıyor.”


Eski Yugoslavya için Uluslararası Savaş Suçları


Mahkemesi 2001 yılında ilk kez Bosnalı Sırpların

"soykırım" suçu işlediğini resmen kabul ederek katlimdan sorumlu komutanlardan birisi olan Sırp General Radislav Krstiç’i 46 yıl hapse mahkûm etti.


Temyize giden davanın sonucunda Krstiç 2004 yılında soykırım suçundan 35 yıla mahkum edildi.


Böylece ilk kez bir sanık İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ''soykırım'' işlemek suçundan mahkum oldu ve uluslararası mahkeme Srebrenica katliamı için 'soykırım' nitelendirmesini teyit etmiş oldu.


Mahkeme ayrıca 2005 yılında soykırıma yardımdan etmek suçundan komutanlar Vidoce Blagoceviç’i 18 yıl Dragan Cokiç’i de 9 yıl hapis cezasına çarptırdı.


Yaşanan katliamların arkasındaki isim olan ve başından itibaren tüm Bosna savaşı yönlendiren ve 1 Nisan 2001 tarihinde Sırp Hükümeti tarafından tutuklanıp mahkemeye teslim edilen Miloşeviç BM Güvenlik Konseyi’ne bağlı olarak faaliyet göstermek üzere Lahey’de kurulan Eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi’ne sevk edildi.


Yargılanma süreci 30 Ocak 2002’de başladı. 11.3.2006 tarihinde eğer kalp krizi geçirip ölmeseydi soykırım boyutlarına ulaşan savaş suçlarından sorumlu olan Miloşeviç’in ömür boyu hapis cezasına çarptırılması bekleniyordu.


Srebrenica’daki katliamın planlayıcı ve sorumlularının çoğu yakalanmadan serbestçe gezerken kuşatma sırasında Srebrenica halkını Sırplara karşı kahramanca savunan Boşnak komutan Nasır Oriç savaş suçu işlediği gerekçesiyle Lahey’de yargılanmaktadır.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
Nisan 10, 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
41
Tepkime puanı
13
SONUÇ

Bu yazıda anlatılanlar bir korku ya da kurgu-bilim filmden alınmış sahneler değil. 20. yüzyılın son çeyreğinde Avrupa’nın ortasında ve tüm dünyanın gözü önünde gerçekleştirilen bir insanlık ayıbının hikayesidir.

Bu insanlar sadece sahip oldukları kimliklerinden dolayı vahşice öldürüldüler işkenceye uğradılar tecavüz edildiler yurtlarından sürüldüler.

Kendilerini yeni Haçlı Seferlerinin neferleri sanan Sırplar yıllardır birlikte yaşadıkları müslüman komşularını tamamen yoketmek için merhametsizce saldırdılar ve tüm dünyanın gözü önünde kısmen de amaçlarına ulaştılar.

Yaşanan insanlık dışı bu utanç tablosu tam anlamıyla aydınlığa kavuşmadan adeta tarihin tozlu dehlizlerinde unutulmaya terkedilmek isteniyor.

Uluslararası camia bu katliamın sorumlularını açığa çıkarmak şöyle dursun bu ayıplarını ört-bas etmek için ellerinden geleni yapmakta ve konunun sık sık gündeme getirilmesinden rahatsız olmaktadır.

Eğer bir gün yolunuz Bosna’ya düşerse Srebrenica'ya varmadan birkaç kilometre beride Potoçari köyü yakınlarındaki beyaz anıtın önünde durun.

Burada yaşanan katliamda hayatını kaybeden 12 bin masumun anısına dikilen bu anıtın arkasından kopup gelen ve bu insanların vahşi hayvanlar gibi Sırplara teslim edilirken attıkları çığlıklar ağlamalar kendisini öldürüp bu işkenceden kurtarması için arkadaşına yalvaran insanların haykırışları bütün benliğinizi saracaktır.

Bu anıtın açılması için gecesini gündüzüne katarak çalışan Hasan’ın ailesiyle yaptığı son konuşmalar belki de kulaklarınızda yankılanacak hiçbir şey yapamamanın çaresizliğiyle birbirinden kopan anne ve oğlunun yüreğinizi parçalayan bakışmaları gözünüzün önüne gelecektir.

Bugün terkedilmiş vaziyette bulunan BM Potoçari kampının önünden geçerken nefret ve öfkeyle karışık isyan duygusu benliğinizi saracak burada yaşanan zulüm biraz da yaşayacağınız suçluluk duygusuyla birlikte burnununuzun direğini sızlatacaktır.

Eğer yüreğiniz kaldırır biraz daha ilerideki Srebrenica’ya giderseniz yolun kenarında harabeye dönmüş fabrikalar yıkılmış evler camiler tahrip edilmiş mezarlar görürsünüz.

Adını gümüş anlamına gelen Srebren kelimesinden alan ve bir zamanlar başta gümüş olmak üzere değerli maden rezervleriyle ve şifalı suları ile ünlü olan bu şirin kasaba savaş öncesi Yugoslavya'nın her tarafından gelen insanlarla dolup taşan cıvıl cıvıl bir belde imiş.

Şimdi ise yaşadığı lanetli olayın etkisiyle olsa gerek kasvetli bir atmosfere bürünen kasabanın sokaklarında göreceğiniz tek tük kişilerin suratları bomboş dükkanlar bomboştur.

Şimdi kimse artık şifalı suları için artık buraya uğramıyor. Kasaba 1995 yılında tarihinin en kalabalık günlerini yaşamış sonra o kalabalığı yollara dağlara kusmuş. O kalabalıklar yollarda dağlarda yokolup gitmişler.

Sırplar katliamın tüm kanıtlarını saklamaya çalışmışlar. Batılı gazeteciler askerler ve diplomatlar da bu konuda onlara yardımcı olmuşlar. Ama yine de sanki her karış toprağından bir kemik bir ayakkabı teki bir çürümüş ceket bir sararmış kimlik çıkacakmış gibi.

Bosna Savaşı ve özellikle Srebrenica katliamı Uluslararası camia tarafından unutturulmak istenen ama asla unutmamamız gereken trajedilerdir.

Çünkü burada 12 bin insan sadece Türk ismi taşıdıkları için öldürüldü.

HasanSırpların Boşnakları öldürürken “Türklerden intikamımızı aldık.” diye konuştuğunu belirtmekte ve şu çarpıcı tespitte bulunmaktadır: “Sırplar bizi taşıdığımız Türk isimlerimizden dolayı öldürdüler.”NitekimSırp ve Hırvatlar Boşnaklar'a ‘Türk’ diyorlardı ve “burada Türkleri istemiyoruz Bütün Türkleri Türkiye’ye göndereceğiz” sloganlarıyla bu insanları öldürüyorlardı.Bugün halaSrebrenica’da duvarlarda katliam esnasında Sırplar tarafından yazılmış “Sve Turci u Turciju-Bütün Türkler Türkiye’ye” sloganlarına rastlamak mümkündür.•

Soykırımı ayrıntılarıyla anlattığı için Sırplardan sürekli “Seni o zaman öldürmeliydik.” şeklinde tehdit alan Hasan Srebrenica’da yürüttüğü yiğit mücadelesiyle katliam kurbanlarının sembol ismi haline gelmiş birisi.

Adeta Don Kişot gibi karşısına aldığı devasa Uluslararası kuruluşlara ve devletlere karşı onurlu ve haklı mücadelesini devam ettirmektedir.

Dünyanın tanınmış televizyon kanallarında kendisiyle defalarca mülakat yapılan sayısız konferans ve toplantılara katılan devlet adamlarıyla görüşen bu cesur yürek bazen en ufak bir desteğe en küçük bir moral takviyesine ihtiyaç duymaktadır.

Çektiği ızdırap ve karşısındaki duvar gibi ruhsuz ve duyarsız insanlardan gördüğü tepkiler bazen onun da adeta omuzlarını çatırdatmaktadır.

Bazen kendisine yapılan ABD’de güzel ve paralı bir iş teklifini sırf kendi insanlarını ve mazlum Srebrenica halkını yalnız bırakmamak için reddetmekte ve Bosna’da yaşamaya ve mücadelesine devam etmektedir.

Hasan 2002’de bitirdiği; ancak bastıracak yayınevi bulamadığı için 2005 yılında yayınladığı “BM bayrağı altında / "Pod zastavin UN"” başlıklı bir kitapta yaşadıklarını detaylarıyla anlatmaktadır.

Hasan belki de kampta babası ile son vedalaşmasını yaparken babasının tembih ettiği bu trajediyi bütün dünyaya duyurma sorumluluğunun altında ezildiğini hissetmekte yaptıklarının onlara karşı bir vefa borcu olduğuna inanmaktadır.

Bugün annesinin adını verdiği küçük kızı Nasiha ve eşiyle ile birlikte Sarajevo’da yaşamakta olan Hasan’ın mücadelesi son nefesine kadar bitecek gibi gözükmemektedir.

Birçok ünlü medya kuruluşunun kendisiyle röportaj yapıp yaşadıklarını ekranlarına ve sayfalarına taşımasına karşın Türk medyasının aynı duyarlılığı gösterdiğini söylemek mümkün değil.

Bu katliam Türk medyasında yeterince anlatılmamakta her yıl 11 Temmuz’da birkaç satırlık haber veya yaşananlara kısa bir lanet okuma ayininden öteye geçmemektedir.

Ancak katliamın 2005 yılında 10. yıldönümünde bu olay Türk basını tarafından detaylıca ele alınmış birçok yazar bu konuyu sütunlarına taşımıştır.

Hasan şimdi Sırplardan Hollandalılardan ve Fransızlardan nefret ettiğini söylüyor.

Bu nefretinde elbette haklı. Katliamda hayatını kaybeden insanların neler hissettiğini ve birbirlerini bir daha hiç göremeyeceklerini bile bile vedalaşmalarını bütün dünyanın gözü önünde katledilmelerini ve bütün dünya tarafından yapayalnız bırakılmanın verdiği ızdırabı anlamak için Hasan’ın yaşadığı dram en çarpıcı örnek olarak karşımızda duruyor.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
Nisan 10, 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
41
Tepkime puanı
13
Dün Bosna'Ydı Bugün Filistin

Yine bir 11 Temmuz'du.

Sıcaktı.

Hasan panik halinde Birleşmiş Milletler'in Bosna'daki askeri karargâh binasına girdi.

Hollandalı Binbaşı Franken'in odasına daldı.

Elindeki listeyi Binbaşı'ya verdi.

Binbaşı listeyi önüne çekip incelemeye başladı.

Bu Srebrenica'daki Potoçari kampında görevli personelin listesiydi.

* * *

Kampı kuşatan Sırplar içeri sığınan Boşnak mültecilerin kendilerine teslimini istiyorlardı.

"Sadece kamp görevlileri içeride kalabilecek aksi takdirde kamp bombalanacak"tı.

Hollandalı komutan bu baskıya direnememiş ve hemen personelin bir listesinin hazırlanmasını istemişti.

Listedekiler kalacak diğerleri Sırplara teslim edilecekti.

* * *

Kamptaki 25 bin mülteci arasında Hasan'ın annesi babası ve kardeşi de vardı.

Hasan kampta tercüman olarak çalışmaya başlayınca onları da kampa aldırmıştı.

Burada güvende olduklarını düşünüyorlardı.

Ama şimdi Hollandalı komutan onları Sırplara teslime karar vermişti. Kararı mültecilere bildirme işi de Hasan'a kalmıştı.

Hasan "Sizi teslim edecekler" deyince mültecilerden feryatlar yükseldi. Kimi isyan ediyor kimi Sırplara verilmektense ölmeyi tercih edeceğini söylüyordu.

Ama Hollandalı komutan kararlıydı.

* * *

13 Temmuz günü kamp boşaltılmaya başlandı.

Boşnaklar Hollandalı askerlerin gözetiminde tek sıra halinde kamptan çıkarılıyor ve kapıda Sırp askeri araçlarına bindirilip götürülüyorlardı.

Götürülenlerin hemen öldürüldüğü haberleri geliyordu.

Hasan panikteydi.

Kendisi görevli olduğu için kampta kalabilirdi ama ailesi gidecekti.

Hiç olmazsa kardeşini kurtarabilmek için bir formül düşündü. Komutana götürdüğü personel listesinin sonuna 19 yaşındaki kardeşi Muhammed Nuhanoviç'in adını yazdı.

Listeyi inceleyen Hollandalı komutan parmağını listenin sonundaki bu isme basıp sordu:

"Kim bu?"

"Yeni alınan temizlikçi" dedi Hasan "İki hafta önce alınmıştı ama Sırp kuşatması nedeniyle işe giriş formaliteleri tamamlanamadı."

"Hayır. Bizde böyle biri çalışmıyor" dedi Komutan.

Pembe bir kalem aldı ve listeden "Muhammed" ismini sildi.

Bu kalem hareketiyle onu hayattan da silmiş oluyordu.

* * *

Hasan kanı donmuş bir şekilde ayrıldı odadan.

Çılgın gibi sağa sola koşturdu. Bütün yetkililere yalvardı.

Olmadı.

Ailesiyle birlikte kamptan ayrılmaya karar verdi. Ancak babası vazgeçirdi onu bundan:

"Sen kalmalısın ve bu yaşananları tüm dünyaya anlatmalısın" dedi.

Kucaklaştılar.

Hasan babasının annesinin ve kardeşinin kamp çıkışında bir otobüse bindirildiğini gördü.

Bu onları son görüşü olacaktı.

* * *

Hasan babasının vasiyetine uyup ömrünü Bosna katliamını dünyaya duyurmaya adadı.

Sonunda başardı. Ama çok geçti.

Srebrenica katliamında aralarında Hasan'ın ailesinin de bulunduğu 8 bin Boşnak katledilmişti.

Katliama seyirci kalan Hollanda hükümeti istifa etti.

Kamptan alınanların kurşunlanıp gömüldüğü toplu mezarın olduğu yere yıllar sonra Clinton tarafından bir anıt dikildi.

Hasan katliamın 11. yıldönümü olan bugün Saraybosna'da halkının mücadelesine devam ediyor.

Dünya Bosna'yı unuttu bile.

Şimdi İsrail'in Filistin'deki katliamını seyrediyor.

Can DÜNDAR / 11.07.2006


 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
Nisan 10, 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
41
Tepkime puanı
13
Srebrenitsa Katliamı

Bosna Hersek’in doğusundaki Srebrenica kentinde Sırplar tarafından sistematik olarak yapılan ve şehrin nüfus dengesini değiştiren katliamdır.

Srebrenica, Bosna Hersek’in doğusunda Sırbistan sınırına 10 km. uzaklıkta bir Müslüman Boşnak kentidir.

Halen nüfusunun çoğunluğunu Sırpların oluşturduğu Srebrenica bölgesi 1992 yılında başlayan Bosna Savaşı öncesi, Müslüman bölgelerden biri idi.

1990’daki Yugoslavya nüfus sayımlarına göre 36.666 nüfusluk Srebrenica bölgesi yüzde 75.2 oranında Boşnak çoğunluğa sahipken Sırplar bölgenin sadece yüzde 22.7’sini oluşturuyordu

Nisan 1992’de birkaç gün dışında, Müslümanlar, Srebrenica’da sürekli hakim durumdaydılar.

Srebrenica, Müslüman direnişin önde gelen bir sembolü olmuş ve Boşnakça şarkılara geçmişti.

Ancak 1995’te olaylar aksi yönde seyretmeye başladı.

Savaş süresince sürdürülen katliamlardan biri de Srebrenica’da Sırplar tarafından gerçekleştirildi.

Bosna’nın en doğusunda, Sırbistan sınırında yer alan Srebrenica, Gorajde ve Jepa gibi kuşatılmış bölgelerden olup Bosna Sırpları için Belgrad’la aralarındaki engellerden biriydi.

Çoğunlukla Müslümanların yaşadığı Bosna’nın doğu bölümü büyük oranda “temizlenmişti”; ancak çevre katliam bölgelerinden kaçıp sığınan Müslümanların toplandığı bu kasabalar direnişlerine devam ediyorlardı.

Bijeljina, Brutunaç ve Zvornik gibi komşu bölgelerden kaçan on binlerce Müslüman 10.000 nüfusluk Srebrenica’ya sığınmak zorunda kalınca nüfusu 60.000’e kadar yükselmişti. Kış ayının soğuğuna rağmen insanlar sokaklarda yatıyor, açlık ve sefaletle boğuşuyordu.

Miloseviç’in eski korumalarından Nasır Oriç’in kurduğu Müslüman direniş örgütü ilk yıllarda Srebrenica’yı var gücüyle savundu.

Dünyanın en büyük ordularından Yugoslavya ordusunun tüm imkanlarını kullanan Sırplara karşı Müslümanlar bölgeye uygulanan ve en çok kendilerinin zarar gördüğü ambargodan ötürü hafif silahlarla ve az sayıda mermi ile karşı koymaya çalışıyordu.

1993 yılında Srebrenica’nın etrafındaki çember gittikçe daraltılmasına rağmen gerekli önlemleri almayan BM ve NATO’nun tavrı Sırp güçleri cesaretlendiriyordu.

Nihayet 16 Nisan 1993’teki olağanüstü toplantısında almış olduğu 819 ve 824 no’lu kararlarıyla BM Güvenlik Konseyi, Saraybosna, Tuzla, Jepa, Gorajde ve Bihaç ile birlikte Srebrenica’yı da güvenli bölge ilan etti.

Bu kuşatılmış bölgeler evvelce Fransız General tarafından “barışın önündeki en büyük engel” olarak nitelenmişti.

Bosna Savaşı’nın sonlarına doğru Müslümanların birçok cephede zafer kazandığı bir sırada öne çıkarılan Dayton Barış müzakereleriyle savaşın sona ereceğini gören Sırplar, avantaj elde etmek için iki stratejik kent olan Gorajde ve Srebrenica’yı ele geçirmek maksadıyla bütün güçleriyle bu iki kente saldırdılar ve tarihin gördüğü en büyük katliamlardan birini tüm dünyanın seyirci bakışları arasında sergilediler.

BM tarafından güvenli bölge olarak ilan edildikten iki yıl sonra Srebrenica, 1995 yılının yaz ayında II. Dünya Savaşı’ndan sonra meydana gelen en büyük toplu katliamının sahne oldu.

6 - 8 Temmuz 1995

Daha önce Kuzey-Bosna’daki Sırp saldırılarından kaçan binlerce sivilin sığındığı Srebrenica kenti Sırp güçleri tarafından kuşatıldı.

Kente sığınan bu kalabalıklar orada bulunan 600 civarında Hollandalı barış gücü askerin koruması altında idi.

Mayıs ayından itibaren kuşatma altındaki bölgede yakıt gittikçe azalıyor ve dışarıdan taze yiyecek de gelmiyordu.

Sırp güçleri sabah doğru kenti tank ve top ateşiyle bombardıman etmeye başladılar.

Kuşatmada Sırbistan’dan gelen ağır silahlarla saldıran Sırp askerlerini yanı sıra Arkan’a bağlı paramiliter Sırp çeteleri de yer almıştı.

Bu maksatla Sırplar bölgeye 12 bin asker, 30 tank ve top ile Sam füzeleri sevk edilmişti.

Müslüman Bosnalı savaşçılar barış güçlerine teslim ettikleri silahların geri verilmesini istemelerine rağmen isteklerine olumsuz cevap aldılar.

Bombardımanların sıklaşması ve atılan roketlerin sığınmacıların bulunduğu merkezin ve barış gücünün gözlem yerlerinin yakınlarına kadar ulaşması sonucu Hollandalı komutan BM merkezinden yardım istedi.

9 Temmuz 1995

Sırp güçlerin bombardımanı ağırlaştırmaları sonucu, Hollanda gözlem mevzilerine saldıran ve 30 askeri rehin alıp ilerleyen Sırpların önünden binlerce sığınmacı, güneydeki kamplardan şehrin iç bölgelerine akın etmeye başladı.

10 Temmuz 1995

Hollandalı birliklerin komutanı Albay Karremans Sırpların Hollanda mevzilerini bombalaması sonucu BM’den yardım istedi.

BM Yugoslavya Koruma Gücü Komutanı General Bernard Janvier başlangıçta reddetti; ancak ikinci istekten sonra kabul etmek zorunda kaldı.

Uçaklar şehre ulaşmadan Sırp saldırıları geçici olarak durdu ve saldırılar ertelendi.

Srebrenica’nın düşmesinden önce General Janvier, BM güçlerinin bu tepkisizliğini savunarak basın toplantısında şu açıklamayı yaptı: “Herkese bir kez daha hatırlatmak isterim ki, Bosna Hükümet Ordusu birlikleri kendilerini savunacak güce sahiptir.

Hem Srebrenica’ya yönelik bir müdahale yapmamız da Boşnaklar tarafından istenmemektedir.

Oradaki durum 1993’teki gibi değil. Aldığım bilgilere göre Boşnak askerler Srebrenica yolu üzerindeki Hollanda askerlerine ateş etmekte ve Srebrenica üzerinde uçan NATO uçaklarına saldırmaktadırlar.

Müslümanlar bizi arzulamadığımız bir yola çekmeye çalışmaktadırlar.”

BM Yugoslavya Özel Temsilcisi Yashushi Akashi de: “Saldırıları Müslümanlar başlatıyor.

Sonra da BM ve uluslar arası güçü yanlış kararlarına ortak etmeye çalışıyorlar.” diyerek Janvier’in bu ifadelerine destek verdi.

Aynı gün akşam üzeri kent merkezinde bulunan 4.000 civarında sığınmacı panik içerisinde sokaklarda koşuşturuyordu.

Hollanda mevzileri etrafında büyük kalabalıklar toplanıyordu.

Hollandalı komutan Sırpların ertesi gün 0600’a kadar güvenlikli bölgeden çekilmedikleri takdirde NATO uçaklarının büyük bir hava saldırısı başlatacağını söyledi.

11 Temmuz 1995

Sırp güçleri beklenen saatte geri çekilmedi. Ancak saat 0900’da Albay Karremans Saraybosna’daki merkezden yakın hava desteğinin yanlış biçimde istendiği yönünde bir mesaj aldı.

Saat 1030’da tekrar gönderilen dilekçe General Janvier’e ulaştı; ancak bu esnada 0600’dan beri havada olan NATO uçakları yakıt ikmali için İtalya’ya dönmek zorunda kalmışlardı.

Gün ortasında çoğunluğu kadın, çocuk ve zayıflardan müteşekkil 20.000’den fazla sığınmacı Potoçari’deki ana Hollanda üssüne kaçtılar.

Saat 1430’da hava saldırısı konusundaki kararsızlık nihayet sona erdi ve iki Hollanda F-16 uçağı Srebrenica’yı kuşatan Sırp mevzilerine iki adet bomba bıraktı.

Bombalardan biri bir Sırp zırhlı taşıyıcıyı vurdu, diğeri ise bir tanka isabetsiz atış yaptı.

Sırplar bu saldırılara ellerindeki Hollandalı rehineleri öldürecekleri ve sığınmacıları bombardıman edecekleri tehdidiyle karşılık verince bundan sonraki saldırılar durdu.

Sırp Komutan Ratko Mladic Sırp kamera ekibiyle birlikte iki saat sonra şehre girdi.

Akşam olunca Mladiç, Albay Karremans’ı yemeğe davet ederek Müslümanların canlarını garanti altına almak için silahlarını teslim etmeleri gerektiği ültimatomunu verdi.

Mladiç hem Srebrenica’ya saldırıyı hem de bunu takip eden soykırımı bizzat yönetti. Amerikan istihbarat kaynaklarına göre ise emirleri bir Sırp generalden alıyordu.

Srebranica’nın düştüğü saatlerde BM Genel Sekreteri Butros Gali Atina’da “barışa yaptığı katkılardan dolayı” Onasis Ödülü almakla meşguldü. Avrupa ise aynı saatlerde faşizme karşı zaferinin 50. yılını kutluyordu.

12 Temmuz 1995

Otobüsler kadınları ve çocukları Müslüman bölgesine taşımak üzere kente gelirken Sırplar, 12 ile 77 yaş arası bütün erkekleri “savaş suçlusu sanıkları sorguya çekmek” bahanesiyle ayırmaya başladı.

Sonraki 30 saat içerisinde 23.000 dolayında kadın ve çocuk bölgeden tahliye edildi. Ayrılan yüzlerce erkek ise kamyonlara ve depolara doldurulmaya başladı.

Kadın, çocuk ve yetişkin erkekten oluşan 15.000 civarında Müslüman Bosnalı grup Susnjari’de toplanarak Tuzla’ya ulaşabilmek için ormanlık bölgeye daldılar.

Gece boyu Srebrenica’dan dağlar üzerinden kaçmaya çalışırken Sırplar tarafından bombardımana tutuldular.

Çoğu bu ölüm yürüyüşünde ya Arkan’ın köpeklerine, ya Sırp tuzaklarına yada açlık ve susuzluğa kurban gittiler.

Kaçanları yakalamak için hileli yöntemler kullanan Sırplar, kimyasal silah kullanmaktan geri durmadılar.

Yola çıkanlardan pek azı bu çileli yolculuk sonunda Tuzla’ya salimen ulaşabildi.

13 Temmuz 1995

Karavica köyü yakınında bir depoda silahsız Müslümanlar şehit edilmeye başlandı.

11 ve 12 Temmuz tarihlerinde Mladiç ve adamları Brutanaç’ta Hollanda üssü yetkilileri ile görüşmeler sonucu barış gücü askerleri Hollanda üssü durumundaki Potoçari’ye sığınan 5000 Müslümanı Sırplara teslim ettiler.

Buna karşılık Sırplar Nova Kasaba üssünde tutulan 14 Hollandalı askeri serbest bıraktılar.

Potoçari’ye kadar gelen Mladiç televizyon kameraları karşısında kimseye bir şey yapılmayacağı ve herkesin güvenle Srebrenica dışına çıkarılacağı garantisi verdi.

Gelen 60 kadar kamyon ve otobüse bindirilen erkeklere esir değişimi için Tuzla’ya gönderilecekleri söylendi.

Görgü tanıklarının ifadesine göre bu sırada Hollandalı askerler bir kenara çekilip olanları izlemekten, hatta sığınmacıları Sırplara teslim etmekten başka bir şey yapmıyorlardı.

İki gün süren bir katliamın ardından Kendilerine hiçbir şey yapılamayacağı garantisi verilen bu gruptan kurtulan pek kimse olmadı.

16 Temmuz 1995

Srebrenica’dan kaçıp Müslüman hakimiyetindeki bölgeye ulaşan ilk Bosnalılarla birlikte soykırım haberleri de ortaya çıktı. Görgü tanıkları inanılması güç vahşet öyküleri anlatıyorlardı.

BM ile Sırplar arasındaki müzakereler neticesinde Hollandalıların geride silahlarını, yiyeceklerini ve sağlık gereçlerini bırakarak en azından Srebrenica’yı terk etmelerine izin verildi.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
Nisan 10, 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
41
Tepkime puanı
13
BM’nin rolü

Srebrenica katliamıyla BM’nin ortaya koyduğu “güvenli bölge” doktrini de iflas etmiş ve BM’nin bu nevi muhtemel krizlere müdahale yöntemleri tamamen tartışılır hale gelmişti.

Müphem bir terim olan kavramı baştan beri tam olarak tanımlanmamış ve bu bölgelerde, Bosnalı sivillerin güvenliğini garanti altına alacak oranda yeterli güç istihdam edilmemişti.

Uygulamaya konduktan iki yıl sonra açıkça anlaşıldı ki güvenli bölge olarak adlandırılan bölgeler aslında dünyanın en ziyade güvensiz bölgeleri arasındaydı.


Güvenli bölge ilan edilen bölgelerde BM’nin yetersizliğini gören Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetegoviç defaatle BM yetkililerini uyarmış ve sorumluluklarını yerine getirmeye davet etmişti.

Merhum Aliya’nın, “Ya aldığınız kararlara sadık kalın, kararlarınıza uyun ve kararlarınızı tanımayıp saldırılarına devam eden Sırp çetnikleri durdurun yada Müslüman halkın elinden topladığınız silahları geri verin.

Aksi halde meydana gelebilecek her türlü olaydan siz sorumlu olursunuz.” diyerek yaptığı bütün uyarılara karşı BM yetkilileri, gerekeni yaptıkları ve Sırpların güvenli bölgelere giremeyecekleri yönünde cevap vermekteydiler.


Baştan sona olanlar ise verilen garantilerin arkasının hiçbir şekilde doldurulmadığını ve büyük bir ihmalin olduğunu gösterdi. Bu yüzden Sırpların kenti kuşatmaları ve kente girmeleri karşısında pasif kalan BM güçleri yapılanlardan sorumlu tutulmaktadır.

Sırpların Srebrenica sokaklarında insanları toplayıp erkeklerini toplu katliam merkezlerine götürdüğü, kadınlarına tecavüz edip çocuklar ve yaşlılarla birlikte şehir dışına sürdüğü esnada BM sorumlusu Akashi, ellerinde yeterli bilgi olmadığını bahane ederek, “Fiziksel işkenceye dair izler yok.

İnsanların kendi istekleriyle mi yoksa zorla mı yerlerinden edildiğini henüz bilmiyoruz.” demiştir.

Birkaç gün sonra 4.000 sivilin kayıp olduğu kendisine sorulduğunda ise “verilerimizdeki büyük boşluklar” diyerek cevap vermiştir.


Sırpların niyetleri tespit edilip sorumlu mevkideki kişilere rapor edildiği halde bir takım sudan bahanelerle zamanında müdahale edilmemiş, Sırpların “temizlik” çalışmalarını istedikleri şekilde icra etmelerine göz yumulmuştur.

Uluslararası camianın olanlar karşısındaki tepkisizliği vahşi Sırplara cesaret vermiştir.

Srebrenica çevresindeki ilk toplum mezarları ortaya çıkararak Pulitzer Ödülü kazanan Amerikalı gazeteci David Rohde bu tavrı tenkit ederek şöyle der: “Uluslar arası camia taraflı bir şekilde binlerce insanı silahsızlandırmış ve sonra da onları en azgın düşmanlarına teslim etmiştir.

Srebrenica, uluslar arası camianın felaketin uzağında durduğu bir durum değildir.

Bilakis, uluslar arası camianın eylemleri katilleri cesaretlendirmiş, onlara yardım etmiş ve işlerini kolaylaştırmıştır. … Srebrenica’nın düşmesi gerçekte olması gereken bir durum değildi. Binlerce iskeletin Doğu Bosna’da oraya buraya saçılmasına hiç gerek yoktu.

Binlerce Müslüman Bosnalı çocuğun Sırplar tarafından boğazlanmış babalarının, dedelerinin, amcalarının ve kardeşlerinin hikayesi ile büyümesine hiç gerek yoktu.” (Rohde, Son Oyun, s. 351, 353.)


BM’nin Srebrenica’daki askerini gücünü oluşturan Hollanda taburu Sırpların niyetleri bilindiği halde saldırı öncesi Müslümanlardan silahları toplamış ve bütün ısrarlara rağmen savunmaları için bir daha geri vermemiştir.

Potoçari’deki kampta kendilerine sığınan sivilleri korumamış, aksine Sırplara teslim etmiştir. Hatta sonradan kampta kaldığı tespit edilen 242 kişiyi kendi elleriyle Sırplara teslim etmişlerdir.

Sırplara teslim edilen bu gruptan sağ olarak kurtulmuş bir kişi bile bilinmemektedir. Müslüman erkekleri ayırmada Sırplara yardım ettiklerini kendi ifadelerinde itiraf etmişlerdir.


Bunlarla birlikte Hollandalı birlik pasifliği sebebiyle zırhlı araçlarını Sırplara kaptırmıştır. Rehine olarak Sırpların eline geçirdiği 150 kadar askeri ise hava saldırısına karşı bir bahane oluşturmuştur.

Nihayet katliamın dış dünyaya iletilmesinde bile tamamen etkisiz olunmuş; hatta ellerindeki fotoğraflardan ve video görüntülerinden oluşan dokümanların “yanlışlıkla” silindiği ve kaybolduğu ileri sürülerek bu konuda işbirliği imkanı ortadan kaldırılmıştır.

Bununla birlikte dünyanın yükselen tepkisi nedeniyle 2001 yılında sebep olunan feci olaylardan ötürü Hollandalı askerler özür dilemek zorunda kalmıştır.

Askerlerin komutanı Karremans’ın Mladiç’le ‘rakiya’ tokuşturduğu kare ise unutulmayacak kadar ibret vericidir. Yine Karremans, “Srebrenica: Kimin Umurunda” başlıklı kitabı bir kitap kaleme almıştır.


Adaletsizlik

Sırp güçlerin kenti güçleri altına aldığı sadece beş günde katledilen masum Müslüman sivil erkek sayısının 10.000 civarında olduğu düşünülmekteydi.

Müslümanları şehit ederken kurşuna dizme, yakma, diri diri gömme gibi insanlık dışı birçok yöntem uygulandı.


Adamların çoğu Bratunac’ta bir okulun Bosna savaşı sırasında daha önce katliam merkezi olarak kullanılan spor salonunda şehit edildi. Beş gün süren bir vahşet sonrası yüzlercesi Nova Kasaba yakınında bir futbol sahasında şehit edildi.

Görgü şahitlerinin ifadelerine göre Sırplar Boşnakları zorla kazdırdıkları çukurların önüne dizerek kurşuna diziyor, sonra da yine Boşnaklara çukuru kapatmalarını emrediyorlardı.

Vahşetin boyutları o kadar ileri gitmiş ki, kıyımdan zevk alan Sırplar Müslümanların yüzlercesini bir çukura ölüm tehditleriyle dolduruyor, ardından buldozerle diri diri gömüyorlardı.


Ölenlerin büyük kısmı, toplu mezarlara gömülürken bölgede her geçen gün yeni toplu mezarlar açığa çıkıyor. Buralardan elde edilen bulgulara dayanılarak bu rakamın 13.000’e kadar çıkabileceği tahmin edilmektedir.

Katliamdan 6 ay sonra Uluslar arası Savaş Suçları Mahkemesi müfettişleri bölgede çalışmalara başladılar. Onlarca toplum mezar açıldı.

Binlerce iskelet gün yüzüne çıkarıldı. Bu çalışmaların sonunda çok sayıda delil toplandı.

Bütün açıklığına rağmen Sırplar katliamı reddetmeye, ortasındaki saldırıyı ve katliamı önlemeden etkisiz olan Avrupa ise gerekli adımları atmada vurdumduymazlığına devam etmektedir.

Hala kaybolan binlerce kişinin nerede olduğu, hangi mezarda yattığı bilinmemektedir.


Günümüzde Durum

Tarihin en büyük katliamının üzerinden on yıl geçmişi olmasına rağmen katliamın sanıkları Karadziç ve Mladiç yargılanmamış olup halen serbest olarak dolaşmaktadırlar. Korumalarıyla işlerine gidip gelmekte, toplantılara ve düğünlere katılmaktadırlar.

Mayıs 2005 itibariyle Srebrenica sanıklarından sadece 6 tanesi yargılanmış ve 5 ile 46 yıl arasında hüküm giymiştir.

Srebrenitsa'da ne oldu?..11 temmuz 1995 günü Srebrenitsa'ya giren Sırp güçleri II. Dünya Savaşı'ndan sonra en büyük etnik kıyıma imza attı.

1993'te BM 'güvenli bölgesi' ilan edilen ve BM'nin koruması altında bulunan Srebrenitsa, Bosna-Hersek savaşından kaçan birçok müslüman Bosnalının akınına uğradı.

Daha sonra Bosnalı müslümanları silahsızlandıran Hollandalı askerlerin yönetiminde ve korumasında olan Srebrenitsa'da temmuz 1995'te yaşları 14 ile 75 arasında değişen 8 bini aşkın müslüman Bosnalı erkek ve çocuk katledildi. Bölgede konuşlanmış BM barış güçleri ise katliamı önleyemedi.

Uluslararası adalete ifade veren katliamdan kurtulan kişiler, Srebrenitsa'da BM'nin Hollandalı askerlerinin kent çıkışındaki üssünün çevresinde, ormanlarda ve çevre yollarda Sırp güçlerinin Boşnakları katlettiğini anlattı.

Katliamdan, çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan yaklaşık 15 bin kişi kurtulmayı başardı. Katliamdan sağ çıkanların büyük bölümü Boşnak Hırvat Federasyonu'nda mülteci olarak yaşıyor.

Ölü sayısı tam olarak bilinmiyor

Srebrenitsa'da 10 yıl önce bugün işlenen katliamda öldürülen Boşnakların kesin sayısı bilinmiyor.

BM'nin eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi savcısı, 7 ile 8 bin kişinin öldürüldüğünü belirtirken, Bosna Sırplarının hükümetinin hazırladığı bir raporda ölü sayısı 7 bin 779, Boşnak hükümetinin raporunda ise 8 bin 374'den fazla olarak gösteriliyor.

10 yıl içinde Srebrenitsa ve çevresinde bulunan toplu mezarlarda binlerce kişinin cesedi çıkarıldı. Bosna Hersek'in tamamında ise 300'den fazla toplu mezarda 16 bin 500 kişinin cesedi çıkarıldı.

Şimdiye kadar 2 bin 70 kurbanın kesin kimlik tespiti yapıldı. 7 binden fazla ceset torbasında ise parçalanmış ceset parçaları kesin kimlik tespiti için bekletiliyor.

Cesetler toplu mezarlara atılırken buldozerler tarafından parçalandığı için kimlik tespiti çok zor. Ayrıca Sırplar katliamı gizlemek için bazı cesetleri ilk gömüldükleri toplu mezarlardan çıkarıp, başka yerlere tekrar gömmüşler.

Şimdiye kadar 19 kişi tutuklandı


Bosnalı Sırpların lideri Radovan Karadziç BM'nin eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi'nde açılan davada şimdiye kadar katliamla ilgili olarak 19 kişi suçlandı. Bunlardan altısı hakkında mahkumiyet kararı verildi.

10'u ise hala yargılanıyor veya yargılanmayı bekliyor. Mahkemede mahkum olan en üst düzey Sırp yetkili, Sırp ordu komutanlarından Radislav Krstic.

Krstic 2004'de, 'soykırıma yardım etmek ve soykırıma katılmak' suçlarından 35 yıl hapse mahkum oldu. Soykırımla suçlanan, savaş sırasında Bosnalı Sırpların lideri Radovan Karadziç ve Genelkurmay Başkanı Ratko Mladiç dahil üç kişi hala aranıyor.

Kurtulanlar hala adalet bekliyor

Genelkurmay Başkanı Ratko Mladiç Bosna-Hersek'te iç savaş sırasında Birleşmiş Milletler'in 'güvenli bölge' ilan ettiği Srebrenitsa'da 10 yıl önce katledilen 8 bin kişi anılırken, katliamdan kurtulanlar hala adalet bekliyor.

Srebreniça katliamından kurtulan Boşnaklar hala, BM Savaş Suçları Mahkemesi tarafından Srebreniça katliamı ve 43 ay süren Saraybosna'nın kuşatmasındaki savaş suçlarından haklarında dava açılan Karadziç ve Mladiç'in tutuklanmasını bekliyor.

Katliamdan kıl payı kurtulan Mevludin Oriç, ''hala nasıl oluyor da onları yakalayamıyorlar. 10 yıl uzun bir süre'' diye tepki gösterdi.

Katliam günü olay yerinde Mladiç'i bizzat gördüğünü belirten Oriç, acılarının devam ettiğini söyledi ve ''eğer bir gün Lahey'de yargılanırsa Mladiç'ten toplu mezarların nerede olduğunu söylemesini istiyorum. Çünkü babam hala kayıp'' dedi.

Srebrenitsa katliamının ve Bosna'daki diğer savaş suçlarının sorumlusu Sırpların eski siyasi lideri Radovan Karadziç ve Genelkurmay Başkanı Ratko Mladiç ise hala özgür.

Srebrenitsa'da neler oldu?

Üzerinden 10 yıl geçen Srebrenitsa katliiamına kadar olaylar şöyle gelişti:

Nisan 1992:

Bosna-Hersek'te savaş başladı. Sırp ordusu doğuya doğru hızla ilerledi ve nüfusun yüzde 75'ini Müslümanların oluşturduğu 36 bin nüfuslu Srebrenitsa'yı ele geçirdi. Birkaç ay sonra Boşnaklar kasabayı geri aldı.

Ocak-Mart 1993:

Sırplar Boşnakların elindeki bölgelere karşı saldırıya geçti. Srebrenitsa ve Zepa, Sırpların elindeki bölgenin oldukça içlerinde, düşman birlikler tarafından kuşatılmış bölgeler haline geldi.

Çevre bölgelerden kaçan Boşnakların göçü sonucu Srebrenitsa'nın nüfusu 60 bine çıktı. Su, gıda ve tıbbi malzeme kıtlığı başladı.

Nisan 1993:


Birleşmiş Milletler, Srebrenitsa, Zepa ve Gorazde'yi, diğer üç bölge ile birlikte BM koruması altındaki 'güvenli bölge' ilan etti.

BM Barış Gücü, bu bölgelere asker sevk etti ve Sırp saldırıları durdu. Ancak Srebrenitsa etrafındaki Sırp kuşatması devam etti ve sonraki iki yıl içinde çok az sayıda insani yardım konvoyunun kasabaya girmesine izin verildi.

Mart 1995:

Karaciç, Srebrenitsa ve Zepa'nın tamamen dış dünyadan koparılmasını emretti ve yardım konvoylarının bu kasabalara ulaşması engellendi.

9 temmuz 1995:

Karaciç, Srebrenitsa'nın alınması emrini verdi. Sırplar kasabayı ele geçirmek için 'Krivaya 95 Operasyonu'nu başlattı.

Srebrenitsa'yı kuşatan Sırplar, BM Barış Gücü'ndeki Hollanda askerlerinin gözetleme mevzilerine saldırdı ve 30 kadar Hollanda askerini rehin aldı.

10 temmuz 1995:

Sırp ordusu Srebrenitsa'ya top ateşine başladı. Hollanda güçleri Sırplara, sabaha kadar geri çekilmezlerle NATO'nun hava saldırısı düzenleyeceği tehdidinde bulundu.

11 temmuz 1995:

NATO savaş uçakları Srebrenitsa etrafındaki Sırp tanklarını bombaladı.

Sırp ordusu kasabaya bombardımana yeniden başlayacağı ve rehin Hollanda askerlerini öldüreceği tehdidinde bulundu. Aynı günün akşamı Sırp Genelkurmay Başkanı Ratko Mladiç Srebrenitsa'ya girdi.

11-18 temmuz 1995:

Aynı akşam 15 bin kadar Boşnak askeri ve sivil, dağları aşarak Srebrenitsa'yı terk etti.

Birçok Boşnak bu sırada topçu ateşi ve keskin nişancı ateşiyle öldürüldü. Sırp askerleri yakalayabildiklerini de öldürdü.

Srebrenitsa içindeki Sırp askerleri ise kadın ve çocukları ayırarak, otobüsler ve kamyonlarla Boşnakların elindeki bölgelere gönderdi.

16 yaş ile 70 yaş arasındaki yaklaşık 8 bin Boşnak erkek, depolara, okullara ve ambarlara dolduruldu ve kurşuna dizilerek toplu mezarlara gömüldü.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
Nisan 10, 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
41
Tepkime puanı
13
Srebrenitsa Katliamı ve Emperyalist Savaş

Srebrenitsa’da, 1995 Temmuzunda, 8 bini aşkın Boşnak, Sırp egemenleri tarafından katledildi.

Katliamın 16. yıldönümünde, Sırplarca katledilen 613 kişinin kemikleri toplu mezarlarda bulundu.

11 Temmuzda, Saraybosna’da, dünyanın birçok ülkesinden gelenlerin de üç gün süren bir barış yürüyüşünün ardından katıldığı bir cenaze töreni düzenlenerek, toplu mezarda bulunan cesetler toprağa verdi.

Avrupa’nın göbeğinde, Sırp kasap Ratko Mladiç’e bağlı güçler Srebrenitsa’ya girmiş, topluluktan ayırarak kamyonlara yükleyip götürdükleri 8 bini aşkın Boşnak erkeği birkaç kilometre uzakta katletmiş ve geride gözü yaşlı annelerle çocuklar bırakmıştı.

O sırada BM ve NATO hiçbir müdahalede bulunmamış, tersine zulümden kaçan Boşnakları kendi elleriyle Mladiç’e teslim ederek ölüme göndermişlerdi.

Katliamın sorumluları bugün hiçbir şey olmamış gibi törenlere katılıp timsah gözyaşları döküyorlar.

Katliamı yapan Ratko Mladiç ise 26 Mayısta yakalandı ve Lahey’de yargılanıyor.

Ancak Mladiç’in yakalanması büyük bir trajedi yaşayan Srebrenitsa halkının ve gözü yaşlı annelerin acılarını dindirmeye yetmiyor.

Elbette Ratko Mladiç’in cezalandırılması gerekiyor.

Ne var ki onu Lahey’de yargılayanlar bir zamanlar bu katliama seyirci kalan ve bizzat savaşı kışkırtan emperyalistlerden başkası değildir.

Dolayısıyla onlardan gerçek suçluları cezalandırmaları ve hesap sormaları beklenemez.

Yapılan şey, emperyalistlerin yönettiği bir tiyatro oyunundan başka bir şey değildir.

Bugün “halkı katliamdan koruma” yalanıyla Libya’ya bomba yağdıran NATO birlikleri, bundan 16 yıl önce Srebrenitsa’da yaşanan katliam karşısında kıllarını bile kıpırdatmamışlardır.

Milliyetçilik zehriyle zehirledikleri halkları birbirlerine karşı kışkırtan ve kırdıran emperyalist güçler, halklar arasında derin yaralar açmışlardır.

Katliamın ardından yıllar geçse de yaralar kapanmamış, yakınlarını kaybedenler yaşadıkları travmadan kurtulamamışlardır.

O büyük acıyı yaşayan annelerden biri olan Meyra Cogaz, duygularını şöyle ifade ediyor: “Artık vücudum ve kalbim bu acıyı kaldıramıyor.

Artık gözlerim bu dünyaya ve bu acılara bakmaktan bıktı.

Çektiğimiz acılar sağlığımıza zarar veriyor, ancak elimizden de bir şey gelmiyor. Aşırı üzüntüden karaciğerimden ameliyat oldum.

Hastaneden taburcu olup evime döndüğümde günlerce bir bardak su verenim olmadı.

İşte Avrupa’nın ortasında, dünyanın gözleri önünde işlenen soykırım bizi bu durumda bıraktı.”

Bosna’da yaşanan katliam, emperyalist ve yerli burjuva güçlerin kendi çıkarları uğruna halkları birbirlerine kırdırmalarının ne ilk ne de son örneğidir.

Sadece Ruanda’da emperyalistlerin kışkırtması sonucunda Hutular ve Tutsiler arasındaki savaşta 1 milyon insan katledilmişti.

Tıpkı Srebrenitsa’da olduğu gibi Ruanda’da da bu katliam BM’nin gözünün önünde gerçekleşmişti.

BM askeri gücünün komutanı dönemin BM Genel Sekreterini arayıp “müdahale edelim mi” diye sorduğunda, yanıt olarak “karışmaması” talimatını almıştı.

Yine ABD’nin Irak ve Afganistan’ı işgal etmesiyle 1 milyondan fazla insan ölmüş, yüz binlercesi yaralanmış, milyonlarcası da göç etmek zorunda kalmıştır.

Emperyalizm çağı savaşlar, yıkımlar ve katliamlarla damgalanmıştır.

Emperyalizmin av sahası: Balkanlar

SSCB’nin çökmesi kapitalizm açısından bir milat olarak lanse edildi. Buna göre kapitalizm tek başına kalmıştı, artık dünyaya “yeni bir düzen” gelecekti.

Bu düzen, başta ABD olmak üzere emperyalistlerin kendi aralarındaki hegemonya mücadelesine bağlı olarak belirlenecekti.

Kuşkusuz SSCB’nin çökmesi yeni pazar alanları yaratmış, yetmişli yıllardan beri ekonomik durağanlığın içinde debelenen kapitalizm için bu durum bir fırsata dönüşmüştü.

Bu “yeni dünya düzeni”nde Balkan halklarının bahtına da savaş ve katliam düştü.

1991 yılında Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti dağılmış, Hırvatistan, Slovenya ve Makedonya bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi.

Hemen ardından 1992’de Bosna-Hersek bağımsızlığını ilan etmiş, Yugoslavya’dan geriye Sırbistan, Karadağ, Kosova ve Voyvodina kalmıştı.

Bu gelişmeler üzerine, 80’li yıllardan beri devlet yönetimi ve ordunun kontrolünü elinde bulunduran Sırp egemenler, “büyük Sırbistan” hayaliyle ilk önce Hırvatistan’a, burada başarısız olunca da Slovenya’ya saldırdılar. Sırp milliyetçileri bu şekilde halkları zorla bir arada tutmayı ve arzu ettikleri “büyük Sırbistan”ı kurmayı düşünüyorlardı.

Savaşan tarafların her birinin arkasında ise gerçekte farklı emperyalist güçler bulunuyordu.

Savaşın kızışması ve katliamların hızlanmasıyla birlikte emperyalistler sözde “barış gücü” göndererek bölgeye doğrudan müdahalede bulundular.

BM’ye bağlı “barış güçleri” bölgeye yerleştiğinde 5 binden fazla insan ölmüş, 14 bin insan kaybolmuş, 18 bin insan yaralanmış ve sakat kalmıştı.

Ancak “barış güçleri” katliamların devam etmesini önleyip barışı sağlamak ve korumak bir yana, kendileri de yüzlerce sivili katlettiler ve yeni katliamlara seyirci kaldılar.

Üç yıl sonra Srebrenitsa’da 8 bini aşkın Boşnak vahşice katledilirken BM güçleri orada bulunuyorlardı.

Üstelik 1993 yılında BM Srebrenitsa’yı katliam tehlikesine karşı uçuşa yasak bölge ilan etmiş, silah ambargosu kararı almıştı.

Katliam yaşanıp binlerce insan öldükten sonra BM tekrar müdahalede bulunmuş ve Dayton Anlaşması imzalanmıştı.

Bu anlaşmayla Bosna-Hersek’in bağımsızlığı kabul edilerek bir federasyon kurulmasına karar verildi ve toprakların %49’u Sırp Cumhuriyetine, %51’i ise Boşnak-Hırvat Cumhuriyetine bırakıldı.

Bu arada, dünyanın gözü önünde yaşanan bu savaşta on binlerce insan ölmüş, on binlercesi sakat kalmış, yerini yurdunu terk etmek zorunda bırakılmış, binlerce kadına tecavüz edilmişti.

Aslında Balkanlar’da halklar arasındaki sorunların temeli Osmanlı egemenliği döneminde atılmıştı.

Osmanlı döneminde Balkan haklarının yerleri değiştirilmiş, bir bölümü de Müslümanlaştırılmıştı.

Osmanlı asıl olarak Müslümanlaştırmış olduğu Boşnakları ve Arnavutları kollamış ve bölgedeki egemenliğini esasen onlara dayandırmış, Sırplar ise Kosova’dan sürülmüş ve yerlerine Arnavutlar yerleştirilmiştir.

Böylece halklar arasında ilk husumet Osmanlı egemenliği döneminde ekilmiştir.

1912 yılına başlayan Balkan savaşı emperyalistler için Birinci Dünya Savaşı öncesi bir prova olmuştur.

Bu savaşta Balkan halkları yine birbirine düşürülmüş, yüz binlerce insan ölmüştür.

Birinci Dünya Savaşının ardından sınırlar emperyalistlerin çıkarları temelinde yeniden çizilmiş ve iç içe yaşayan halkların suni olarak bölünmesi sorunu iyice derinleştirmiştir.

İkinci Dünya Savaşında faşizme karşı verilen ortak devrimci mücadele halkları yakınlaştırmış ve savaşın sonunda Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti kurulmuştu.

Halklara kendi kaderlerini tayin haklarını tanıyan, her ulusal grubun kendi dilinde eğitim yapmasına, kültürünü geliştirmesine, kendi basınına, radyo ve televizyonuna sahip olmasına olanak tanıyan, üst düzey devlet görevlerini federasyonu oluşturan farklı ulusların temsilcilerinin dönüşümlü olarak yürütmelerini öngören bir anayasa oluşturulmuştu.

Ne var ki, zaman içinde bürokratik diktatörlük kendini hâkim kıldıkça anayasada yer alan maddeler kâğıt üzerinde kalmış, fiiliyata geçmemişti.

Dolayısıyla Yugoslavya’nın varlığını devam ettirdiği 1945-1992 yılları arasında halklar bir arada yaşasa da sorunlar yok olmamış, bastırılmakla yetinilmişti.

“İşçi devleti” kılığında varlığını sürdüren, gerçekte ise tıpkı SSCB gibi despotik-bürokratik bir diktatörlük olan Yugoslav devletinin çözülmesiyle birlikte emperyalistler bu çelişkili sürece dâhil oldular ve ardından gelen katliamların yaşanacağı süreci doğrudan emperyalist hegemonya mücadelesi belirledi.

Daha Yugoslavya çözülme sürecindeyken Alman emperyalizmi Hırvatistan ve Slovenya’yı kendi nüfuz alanı haline getirmek üzere hamlesini yapmıştı.

Yugoslavya dağıldığında ilk bağımsızlığını ilan edenler bunlar olmuş ve Almanya’nın arzusu gerçekleşmişti.

Hırvatistan ve Slovenya Almanya’nın nüfuz alanı olarak şekillenince, dünya jandarmalığını kimseye kaptırmak istemeyen ABD emperyalizmi sürece Bosna-Hersek üzerinden dâhil olmuş, bölünmeyi ve savaşı sürdürerek bir taraftan Almanya’nın etkisini kırmaya çalışmış, diğer taraftan da süreci kendi lehine değiştirmiştir.

İlerleyen dönemde BM “Barış Gücü”nün yerini NATO almış, böylece soğuk savaşın sona ermesiyle misyonunu yitiren NATO bu süreçle birlikte ABD’nin hegemonya yarışında en önemli araçlarından biri olarak yeniden işlevli hale getirilmiştir.

Yine bu sürece Rusya ve Çin Sırbistan’ı destekleyerek eklemlenmişlerdir.

Balkan halklarının kanı üzerine kurulmuş bu emperyalist denklem, hegemonya yarışının kızışmasıyla birlikte daha karmaşık bir hal almıştır.

Bu çekişme şimdilerde Kosova üzerinde yaşanmaktadır. Kosova 2008 Şubatında bağımsızlığını ilan ettiğinde, başta ABD ve Türkiye Kosova’nın bağımsızlığını hemen tanımış, Çin ve Rus emperyalizmi ise Sırbistan’dan yana tavır koyarak Kosova’nın BM tarafından tanınmasını engellemişlerdir.

Bu sürece alt-emperyalist bir güç haline gelen Türkiye de bölgedeki tarihsel bağları üzerinden dâhil olmaktadır. Savaşın başından beri bölgeyi yakından izleyen Türkiye, emperyalist planları doğrultusunda hem NATO bünyesinde hem de BM bünyesinde bölgede asker bulundurmaktadır.

Son olarak 11 Temmuzda yapılan anma törenine başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ın da katılıp timsah gözyaşları dökmesi, Türkiye’nin Balkanlar’a yönelik emperyalist hesaplarıyla doğrudan ilişkilidir.
Enternasyonalle kurtulur insanlık

Kapitalizmin krizi derinleştikçe emperyalistler arasındaki rekabet gittikçe kızışıyor.

Emperyalistler her türlü ulusal, etnik ve dinsel farklılığı kendi çıkarları doğrultusunda kışkırtarak buradan nemalanmaya çalışıyorlar.

Nitekim Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Ortadoğu’dan Afrika’ya kadar olan birçok bölgede ulusal sorunları kendi çıkarları doğrultunda kaşımaya, yönlendirmeye uğraşıyorlar.

Örneğin ABD güya Kosova’nın özgürlüğünü savunuyor ve Sırbistan tarafından ezilmesine karşı çıkıyor, ama on yıllardır kangrene dönüşmüş bir sorun olarak ortada duran Filistin’in İsrail tarafından ezilmesi ve özgürlüğü sorununda tam tersi bir konumlanış içinde.

Veyahut Çin Sırbistan’ı desteklerken kendi ezdiği Uygurları gözü görmüyor.

Keza Rusya Sırbistan’ı kolluyor ama Kafkas halklarına zulmetmeyi sürdürüyor.

Ya Türkiye’ye ne demeli? Kendi içindeki Kürt sorununu unutup dünyaya “barış” dağıtmaya soyunuyor!

Üstelik emperyalist açlığını Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Ortadoğu’dan Afrika’ya her yere el atmaya çalışarak gösteriyor.

Tüm bunları yaparken gerçek niyetlerini insancıl kılıflara bürümeyi ihmal etmiyor elbette.

On yıllardır sistemli bir asimilasyona tâbi tutulan Kürt halkı üzerine kurşunlar, gazlar, coplar yağmaya devam ediyor ve tüm bunlar yokmuş gibi Bülent Arınç Srebrenitsa’da insanlık adına nutuk atıyor.

Diğer taraftan milliyetçilik yükseltilerek kitleler burjuvazinin emperyal politikalarına alet edilmeye çalışılıyor.

Nasıl Sırp egemenleri Sırp emekçilerini “Büyük Sırbistan” hayali ile Boşnaklara, Hırvatlara karşı kışkırtıyorsa, Türkiye de “Güçlü Türkiye” hayaliyle emekçileri bölge halklarına karşı kışkırtmaktadır.

Irkçılık ve yabancı düşmanlığı burjuvazinin işçi-emekçi kitleleri savaş cephesine sürmekte kullanacağı en temel araçtır.

Kapitalist kriz derinleştikçe, burjuvazi, olabilecek toplumsal patlamalara karşı bu araca daha sıkı sarılmakta, böylece emekçi kitlelerin gerçekleri görmelerini engellemeye çalışmaktadır.

Milliyetçilikle, şovenizmle gözü kör edilen emekçi kitleler gerçek düşmanın kim olduğunu göremezler.

Nitekim krizin yükü sırtlarına yıkılan emekçiler, sorunun kapitalizmden değil de burjuvazinin düşman olarak gösterdiği unsurlardan kaynaklandığı yanılgısına düşüyorlar.

Bu düşman kimi yerde ulusal bağımsızlık mücadelesi veren bir halk olurken, kimi yerde göçmen işçiler, kimi yerde solcular, komünistler oluyor.

Özellikle Avrupa’da yabancı düşmanlığına paralel olarak ırkçı faşist partiler de gittikçe güç kazanıyor.

Nitekim yabancı düşmanlığının, ırkçılığın giderek tırmandığı Norveç’te, gözü dönmüş Anders Behring Breivik adındaki bir faşist, Oslo’daki bombalı saldırıda 8 kişinin ölümüne yol açtıktan sonra, İşçi Partisinin gençlik kampında bulunan 68 genci katletti, 70’ini yaraladı.

Burjuva medya suçu El-Kaide’nin üzerine yıkmaya çalışıp “uluslararası terörizm” safsatasına sarılsa da, iki saat bile geçmeden katilin kendi milliyetçi, ırkçı politikalarının ürünü olan gözü dönmüş Anders Behring Breivik olduğu ortaya çıktı.

Kapitalist sistem var olduğu sürece savaşlar, katliamlar bitmeyecektir.

Kapitalizme karşı halkları, emekçileri birleştirecek, sömürüye karşı örgütleyecek ve kapitalizmi tarihin çöplüğüne gönderecek olan işçi sınıfının enternasyonal mücadelesidir.

Tarihte bunun örnekleri de mevcuttur. Balkan halklarının İkinci Dünya Savaşı sürecinde faşizme karşı verdiği mücadele halkları birbirine yakınlaştırıp kaynaştırmıştır.

Yine İspanya iç savaşında, Avrupa’dan Amerika’ya birçok ülkeden İspanya’ya sınıf kardeşlerine yardıma gelen emekçiler, aynı bayrak altında faşizme karşı mücadele vermişlerdir.

Halkları birbirine kaynaştıran ve şovenizme karşı panzehir görevi gören enternasyonalizmin ilkelerinden biri de ulusların kendi kaderini tayin hakkını kayıtsız şartsız savunmaktır.

Nitekim Ekim Devrimi gerçekleştiğinde bir numaralı kararname ulusların kendi kaderini tayin hakkının tanınmasıydı.

Bu kararname sonucunda Finlandiya ve Polonya bu hakkı ayrılma yönünde kullanmış ve kendi ulus-devletlerini kurmuşlardı.

Böylece yıllardır egemenlerin Rus ve Fin halkı arasında yarattıkları husumetler ortadan kalkmış, Finli emekçiler devrime büyük bir sempati beslemişlerdi.

İşçi sınıfının birliği farklı ülkelerin işçileri arasında her türlü ırksal, dinsel, mezhepsel ayrımların ortadan kalkmasına bağlıdır.

Sınıf devrimcilerine düşen görev bu ayrılıkların panzehiri olan enternasyonal mücadeleyi yükseltmektir.

Kokuşmuş, çürümüş kapitalist sistem yıkıldığında ve yerine sömürünün, savaşların olmadığı özgür bir dünya kurulduğunda, Srebrenitsa’da ve haksız savaşlarda evlatlarını kaybedip gözleri ağlamaktan kurumuş emekçi anaların yanan yüreğine de serin bir su serpilmiş olacaktır.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
Nisan 10, 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
41
Tepkime puanı
13
Srebrenitsa Katliamı 19. Yılında Anılıyor (Srebrenitsa Katliamı Nedir?)



Bosna Hersek’de 1995’te yaşanan Srebrenitsa katliamı 19. yılında çeşitli etkinliklerle anılıyor.

Sekiz binden fazla Bosnalı Müslüman’ın Sırp askerleri tarafından öldürüldüğü olayın acısı hala tazeliğini koruyor.

Katliamda yakınlarını kaybeden aileler mezarlıkları ziyaret etti. Srebrenitsa Katliamı ile ilgili ayrıntılar milliyet.com.tr'de (Srebrenitsa Katliamı 19. Yılında Anılıyor)

Bosna Hersek ’te 1995’te meydana gelen Srebrenitsa Katliamı 19’uncu yılında anılıyor. Ratko Mladiç komutasındaki Sırp askerlerinin 8 binden fazla Bosnalı Müslüman’ı öldürdüğü olay, Avrupa ’daki hukuksal olarak belgelenmiş ilk soykırım olma özelliği taşıyor.

Aileler, kayıplarını mezarlıkları başında anıyor. 8 bin cenazeden, bugüne kadar yaklaşık 6 bin kişinin kimliğinin belirlendiği bilinirken, dün 175 cenazenin daha kimliği açıklandı. Cenazeler, diğer soykırım kurbanlarının da bulunduğu Potocari Anıt Mezarlığı’na defnedilecek.

Soykırım Öncesi

II. Dünya Savaşı'nın ardından Josip Tito'nun liderliğinde kurulan komünist Yugoslav Devleti 3 değişik din (Ortodoksluk, Katoliklik ve İslam) ve çok sayıda etnik grubu (Sırp, Hırvat, Boşnak, Arnavut, Sloven, Makedon) biraraya getiren bir ülkeydi.

Sovyet Blokunda yerini aldı ancak zamanla bağımsız bir hale geldi.

1980 yılında Tito'nun ölümü ve 1990 yılında bu bloğun parçalanmaya başlamasıyla farklı etnik grupları Yugoslavya içinde bir arada tutmak imkânsız hale geldi.

25 Haziran 1991'de Slovenya ve Hırvatistan, Almanya ve İtalya'nın desteklemesi ile bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Eylül 1991'de de Makedonya bağımsızlığını ilan etti. Şubat-Mart 1992'de Bosna-Hersek Devleti ülke çapında bağımsızlık ilan edilmesi konusunda bir referandum yaptı.

Bosnalı Sırpların çoğunun boykot ettiği bu referandum bağımsızlığın kabul edilmesiyle sonuçlandı.

5 Nisan 1992'de Bosna-Hersek Cumhuriyeti hükümeti bağımsızlığını ilan etti.

6 Nisan'da da ABD ve Avrupa ülkeleri Bosna-Hersek'in bağımsızlığını tanıdılar.

Bağımsızlığın anayurtları olan Sırbistan'dan kendilerini koparacağını düşünen ve “Büyük Sırbistan” hayalleri olan Bosnalı Sırp'lar, Sırbistan'dan aldıkları askeri yardımlarla Bosna'da bir Sırp Cumhuriyeti kurduklarını ilan ettiler.

Kendi bölgelerinde bulunan Müslüman (Boşnaklar) ve Katoliklerden (Hırvatlar) bu bölgeyi terk etmelerini istediler.

Bunu hızlandırmak içinse, özellikle dehşet yaratarak halkın dayanma gücünü kırmak, insanları bölgeden derhal uzaklaştırmak için insanlık dışı uygulamalara yöneldiler.

Soykırımın Başlangıcı

Nisan 1992’de Srebrenica’nın hemen dışında bulunan Bratunac köyünde, 350 Bosnalı Müslüman, Sırp paramiliter ve özel polis güçleri tarafından ölümcül işkenceye tabi tutularak katledildi.

Burada yaşananlar hakkındaki bilgiler, ancak aylar sonra katliam sırasında çekilen görüntülerin yayınlanması ile anlaşıldı.

Sırpların bu vahşet siyasetinin dünyada duyulması, düşünülenin aksine Bosnalı Boşnakların kurtulma ümitlerini arttırmadı.

Aksine, BM ve NATO desteğinde özellikle Sırplar hedef alınarak bir ambargo başlatıldı.

Fakat hem Sırpların eski müttefikleri olan Rus'ların yardımı, hem de coğrafi olarak daha iç kesimlerde bulunan Bosnalı Müslümanlar'a göre daha avantajlı olmaları sebebiyle, bu ambargodan Bosnalı Sırplar neredeyse hiç etkilenmediler.

Olan zaten silah ve lojistik olarak çok zayıf olan Müslümanlara oldu.

Dünyanın en büyük Ordularından birine sahip Yugoslavya'nın, bu gücünü Sırplar neredeyse sonuna kadar kullanmışlardır.

Zamanla dünyada yükselen tepkiler ve özellikle bazı destekçilerinin durumun vehametini anlamaya başlamaları ile Müslümanlara yönelik bazı yardımlar ulaştırılmaya başlanmıştır.

Birçok ülkede Bosna'ya yardım kampanyaları düzenlenmiştir.

Bosnalıların şanssızlığı burada da devam etmiş, güvendikleri Müslüman ülkelerde kampanya paraları kendilerine ulaştırılmak şöyle dursun, başka politik amaçlar için kullanılmış ve büyük bölümü asla yerine ulaştırılmamıştır.

Srebrenitsa Soykırımı

Zamanla gücünü toparlayan Nasır Oriç liderliğindeki Müslüman direniş örgütü Sırplara karşı koymaya ve bazı başarılar elde etmeye başladılar. Bu duruma artık bir son vermenin zamanının geldiğini düşünen BM Dayton görüşmelerini başlattı.

Sırplar, görüşmelerde avantaj elde etmek için iki stratejik kent olan Gorajde ve Srebrenitsa'yı ele geçirmek maksadıyla bütün güçleriyle bu iki kente saldırdılar.

Tarihin gördüğü en büyük katliamlardan birini tüm dünyanın seyirci bakışları arasında sergilediler.

BM tarafından güvenli bölge olarak ilan edildikten iki yıl sonra Srebrenitsa, 1995 yılının yaz ayında II. Dünya Savaşı’ndan sonra meydana gelen en büyük toplu soykırıma uğradılar.

Sırplar topladıkları ve günlerce sistematik işkenceden geçirdikleri Bosnalı müslümanları, evlatlarının kardeşlerinin gözleri önünde öldürdükten sonra, cesetlerini yine onlara gömdürdüler.

Bosna Savaşı'nın bu en kanlı olayı Srebrenitsa Katliamı olarak adlandırılmıştır.

Srebrenitsa Katliamında öldürülenlerin kesin sayısı bilinmemekle birlikte BM'nin eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi savcısı, 7 ila 8 bin kişinin öldürüldüğünü belirtmiştir.

Bosna Sırplarının hükümetinin hazırladığı bir raporda ölü sayısı 7 bin 779, Boşnak hükümetinin raporunda ise 8 bin 374'den fazla olarak gösterilmektedir.

Şimdiye kadar Srebrenitsa etrafında 42 toplu mezar bulunmuş ve uzmanlara göre 22 bölgede daha toplu mezar olduğunu tahmin edilmektedir.

Şimdiye kadar 2 bin 70 kurbanın kesin kimlik tespiti yapılırken, 7 binden fazla ceset torbasında ise parçalanmış ceset parçaları kesin kimlik tespiti için bekletilmektedir.

Cesetler toplu mezarlara atılırken parçalandığı için kimlik tespiti güçlükle yürütülmektedir.

Ayrıca Sırplar katliamı gizlemek için bazı cesetleri ilk gömüldükleri toplu mezarlardan çıkarıp, başka yerlere tekrar gömdüklerinden katliamla ilgili deliller bozulmuş ya da yok olmuştur.

1992-1995 arasında Uluslararası Kızılhaç Örgütü verilerine göre Bosna-Hersek'te 312.000 kişi hayatını kaybetmiştir.

Bu kayıpların 200.000 kadarı Boşnak halkına ait olup Bosnalılar dünyanın gözü önünde ve Avrupa'nın göbeğinde sistematik bir soykırıma tabi tutulmuştur.

Sadece Srebrenica'da olanlar hakkında elle tutulur delillerin varlığı söz konusu olsa da, çok yakın tarihte gerçekleşen soykırımı aydınlatmaya yetmemektedir.

Soykırım Sorumluları

Lahey'deki Savaş Suçları Mahkemesi'nde görülen davada Sırp Partisi lideri Radovan Karadzic, Sırp Ordusu komutanı Ratko Mladiç, Vujadin Popoviç (Bosnalı Sırp komutan), Ljubisa Beara (Genelkurmay Başkanı), Drago Nikoliç (Güvenlik şefi), Ljubomir Borovcanin (Özel polis müdürü), Radivoje Miletiç (Genelkurmay Başkan Yardımcısı), Milan Gvero (Komutan yardımcısı, Vinko Pandureviç (Tugay komutanı) Bosna Savaşı sırasında Srebrenitsa'da sekiz binden fazla sivilin katledilmesinden sorumlu oldukları iddiasıyla haklarında dava açılmıştır.

21 Temmuz 2008 gecesi düzenlenen bir operasyınla Karadzic Sırbistan' da yakalanmıştır.

Mladiç 26 Mayıs 2011 günü Sırp istihbaratı tarafından yakalanmıştır.

Bosna'da meydana gelen iç savaş sırasında Sırp ordusunun yapmış olduğu katliamın arkasındaki itici güç Sırbistan Demokrat Partisi ve lideri Radovan Karadziç'tir.

Parti bağımsızlık ilanı ile birlikte hükümetten de çekilerek yasadışı bir örgüt gibi çalışmalarını yürüterek, müslüman bölgelerinde katliamları yapmışlardır.

Sırp denetimindeki Ilıca bölgesinde Bosna Otelinde faaliyet gösteren parti lideri Radovan Karadziç ve arkadaşlarını korumakla görevli Sırp militanların üniformalarında Sırbistan bayrağı ve Çetniklerin kullandığı madeni bir para büyüklüğündeki siyah renkli bir arma bulunmaktaydı.

Bütün bu katliamları gerçekleştirmek için gereken ekonomik ve askeri güç temelde Federal Yugoslavya Ordusunda bulunuyordu.

Ancak bu gücü yönetebilecek yetki ise Sırbistan'daydı.

Dolayısıyla katliamları gerçekleştiren Sırp milislerin Sırbistan ile bağlantılı olmamalarına imkân yoktu.

Sırp militanları ve Sırbistan Federal Ordusu arasındaki bu işbirliği kanıtlanamamıştır.

Unutulmaması gereken en önemli hususlardan birisi de, SDS'nin bu faaliyetlerine birçok Sırp ordu ve hükümet yetkilisi muhalefet etmiş, ve o zor koşullara rağmen görevlerini bırakmışlardır.

O dönemde yapılan bazı Türk gazetecilerinin bölgedekilerle yaptıkları röpörtajlarda, Bosna'da yaşayan 1,3 milyon Sırp nufusun sadece yüzde 10'u yani 130 bin kişinin Sırbistan ile birleşmek istedikleri düşündükleri rapor edilmiştir.

Savaşın Bitişi

Bosna Savaşını sona erdiren Dayton Anlaşması, Paris’te 14 Aralık 1995'te imzalandı. 300 bin kişinin ölümüne ve yüz binlerce sivilin yurtlarından göçmesine neden olan dört yıllık savaşı durduran bu anlaşma, dönemin ABD Balkan Özel Temsilcisi Richard Holbrook’un başkanlığında ABD’nin Ohio eyaletine bağlı Dayton adlı kasabadaki bir hava üssünde haftalar süren müzakerelerden sonra karara bağlanmıştır.

Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’in ifadesiyle ‘adil olmasa da olabileceğin en iyisi’ olan bu anlaşma türünün tek örneğidir.

Anlaşmanın bir bölümü Bosna-Hersek Devleti’nin anayasal yapısını ortaya koyarken, Bosna-Hersek adı verilen yeni bir devlet altında son derece karmaşık ve çok katmanlı bürokratik bir yapı öngörülmüştü.

Anlaşma neticesinde Bosna-Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti adında iki entite kurulmuş, etnik temellere dayalı entiteler üzerinde ise zayıf bir otoriteye sahip merkezi bir hükümet modeli ve etnisiteleri yansıtan ortak kurumlar oluşturulmuştur.

Birbirleriyle savaşmış üç etnik toplumun yeniden bir arada yaşamasını ve Bosna-Hersek’in tüm kurumlarıyla işlemesini amaçlayan Dayton Barış Anlaşması’nın sivil yönlerinin uygulanmasına ilişkin sorumluluk ise Yüksek Temsilciliğe verilmiştir.

Lahey Adalet Divanı Kararı Eski Yugoslavya'da işlenen savaş suçları için Boşnaklar, ilk kez BM'nin en üst mahkemesi sayılan Lahey Adalet Divanı'na Srebrenitsa Katliamı’ndan çok daha önce, 1993 yılında yaptılar.

Mahkemenin başvuru karşısındaki tek tavrı soykırımın önlenmesi için taraflara yapılan çağrıyı açıklama olmuştur.

Boşnakların ikinci başvurusu ise 2003 tarihinde yapıldı.

Başvuruyu değerlendiren Lahey yargıçları bir senelik bir sürecin ardından 26 Şubat 2007'de beklenen kararı açıkladı. Mahkemenin aldığı kararlar özetle şu şekildedir:

Mevcut uluslararası hukuka göre, sorumluğu bulunan kişi ve kurumlarıyla Sırbistan soykırım yapmamıştır.

Sırbistan, soykırım işlemek için plan yapmamış, soykırım eylemini kışkırtmamıştır

Sırbistan, BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırma Sözleşmesi'ne göre yükümlülüklerini ihlal ederek, soykırıma iştirak etmemiştir

1995 temmuzunda Srebrenitsa'da meydana gelen soykırım konusunda, Sırbistan BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırma Sözleşmesi'ne göre soykırımı önleme yükümlülüğünü ihlal etmiştir

Sırbistan, Ratko Mladiç'in soykırım ve soykırıma iştirak suçlamaları nedeniyle yargılanacağı eski Yugoslavya için kurulan uluslararası savaş suçları mahkemesine teslim edilmemesi ve mahkemeyle tam bir işbirliği yapmaması nedeniyle BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırma Sözleşmesi'ne göre yükümlülüklerini ihlal etmiştir

Sırbistan, eski Yugoslavya için kurulan uluslararası savaş suçları mahkemesine soykırım ve başka suçlarla itham edilen kişilerin teslimi ve mahkemeyle tam bir işbirliği konularında yükümlülüklerini yerine getirecek acil tedbirler almalıdır

Davada mali tazminat uygun bulunmamıştır,

Bu kararlarla Sırbistan'ın soykırım konusunda bir yükümlülüğü bulunmadığına karar verilmiş ve Bosnalıların bekledikleri tazminata açılan yol kapanmıştır.

Lahey Mahkemesi'nin, Sırbistan'ı suçlu bulmamış olmasına rağmen, Eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi Bosna'da işlenen suçların soykırım olduğunu kabul etmiştir.

Bu mahkemede sorumlu olduğu düşünülen kişilerin yargılamaları devam etmektedir. Lahey’deki bu mahkeme, iki Bosnalı Sırp subayı soykırımdan suçlu bulmuş, General Radislav Krstiç ise, 35 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.

Albay Vidoje Blagojeviç kendisi hakkındaki 18 yıl hapis cezasını temyiz etmemiştir.

Eski Sırp Lideri Miloseviç ise yargılanırken ölmüştür.

Diğer iki Bosnalı Sırp yetkili, Radovan Karadziç ve General Ratko Mladiç ise, Sırbistan'a yapılan tüm bu kişileri korumamaları yönündeki çağrılara karşın bulunup mahkeme önüne çıkarılamamıştır.

Soykırım sonuçları

Bosna-Hersek Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını ilan etmesi ve devlet içindeki Sırp'ların ayrılıkçı bir hareket başlatarak bu hareketi Sırbistan destekli bir iç savaşa döndürmesi ile katliamlar siyasi amaçlı olarak yapılmıştır.

Bu katliamlar sonucunda Bosna-Hersek devleti Sırplar ve Bosnalı Müslümanlar arasında paylaştırılmıştır.

Açılan mahkemelerde, katliamcıların Soykırım suçu işlediklerine kadar verilmiş olmasına rağmen, suçlar bireyselleştirilerek, katliamın esas planlayıcısı olduğu iddia edilen Sırbistan Cumhuriyeti'nin sorumluluğunun olmadığına hükmedilmiştir.

Bu durumda öldürülen binlerce Bosnalı Müslümanın aileleri tazminat alamayacak durumu düşmüşlerdir.

Katliamların dünyada duyulması ile, Avrupa'daki Hristiyan devletlerin, kıtada Müslüman bir devlet daha istemediği kanısını güçlendirecek gelişmeler yaşanmıştır.

Avrupa güçleri, kendilerine çok yakın konumda bulunan sorun bölgelerine müdahale edememiş, gerekli koordinasyon ve harekat planlaması hem NATO hem Avrupa Birliği ülkelerince yapılamamıştır.

Bu durum özellikle Avrupa Birliği ülkelerinin askeri yönden hala ABD'ye bağımlı olduğu yönündeki iddiaları güçlendirmiştir.

Özellikle Fransa liderliğindeki bazı ülkeler Avrupa'nın kendi ordusunu kurmasının bu gibi sorunlara daha etkin ve gerçekçi müdahaleye imkân sağlayacağı yönünde görüşler üretmeye başlamışlardır.

Neticede insan hakları ve demokrasinin önde gelen savunucuları olduklarını iddia eden Avrupa devletleri, katliamlara engel olamadıkları için, gelişen sosyo-politik olaylara yön verebilme kabiliyetlerinin düşündükleri kadar etkin olamayabileceğini dünyaya göstermişlerdir.

Ayrıca Avrupa'nın sözde adalet mekanizmaları, bu savaş konusunda Sırbistan'ı aklamıştır.

Bunda Avrupa'nın Sırbistan'la ilişkilerini geliştirmek istemesinin yanında, mağdurların Müslüman olmasının da çok etkili olmuştur.

Soykırımın Sırp Olmayan Destekçileri

Katliamları gerçekleştiren Sırp Milislerin nereden yardım aldıkları konusunda çeşitli iddialar bulunmaktadır.

Ancak Bosna Savaşı sırasında meydana gelen bazı olaylar, kuşkuya yer bırakmaksızın Sırp katliamcıların işlerini kolaylaştırmıştır.

Bunların bazıları:

BM'nin Srebrenitsa'yı korumakla görevlendirilen 700 Hollanda askeri, bölgeye "güvenli" olma güvencesi ile sığınmış 8000 kadar Bosnalı Müslümanı, katledilecekleri bilindiği halde Sırp milislere teslim etmiştir.

Kendilerine göstermiş oldukları "üstün hizmet" sebebiyle daha sonra madalya töreni düzenlenmiş ve ödüllendirilmiştir.

Fransız AFP ajansına göre, bir grup Yunan sempatizan, Srebrenitsa Katliamı'nda Sırp milislerle beraber Bosnalı Müslümanları katletmiştir.

Haberi bazı Yunan kaynaklı siteler de teyit etmektedir.

NATO'nun BM gözetiminde yaptığı Sırplara yönelik hava harekat planlarını, Fransa'nın Sırplara sızdırdığı konusunda ciddi kuşkular bulunmaktadır.

Bosna devletine yardım için bazı ülkelerde düzenlenen yardım kampanyaları hakkında ciddi suçlar içeren haberler yayınlanmıştır.

Türkiye'de toplanan paralar ile ilgili olarak dönemin Başbakanı, koalisyon ortağı olduğu partiye paraların yerlerine ulaştırılmadığı yolunda suçlamalarda bulunmuştur.
 

Relativista

Bronz Üye
Katılım
Nisan 24, 2014
Mesajlar
1,251
Puanları
63
Tepkime puanı
110
Avrupa'nın göbeğinde 20.yy da yaşanan bu trajediye sessiz kalanlar şimdilerde Ortadoğu'yu direk kendi elleri ile yeniden şekillendirmek isteyenlerdir ve ne yazık ki ülkem yönetimi ise bunlara çanak tutmak ile kalmayıp kendi sonunu da hazırlamaktadır.
Saraybosna ve Srebrenitsa da yaşanan soykırım hakkında üstteki bilgiler dışında daha ayrıntılı bilgiler de edinmek istiyor iseniz Sinan Akyüz'ün Incir Kuşları ve Ayşe Kulin'in Sevdalinka isimli kitaplarını okuyun derim ben.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
Nisan 10, 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
41
Tepkime puanı
13
Avrupa'nın göbeğinde 20.yy da yaşanan bu trajediye sessiz kalanlar şimdilerde Ortadoğu'yu direk kendi elleri ile yeniden şekillendirmek isteyenlerdir ve ne yazık ki ülkem yönetimi ise bunlara çanak tutmak ile kalmayıp kendi sonunu da hazırlamaktadır.
Saraybosna ve Srebrenitsa da yaşanan soykırım hakkında üstteki bilgiler dışında daha ayrıntılı bilgiler de edinmek istiyor iseniz Sinan Akyüz'ün Incir Kuşları ve Ayşe Kulin'in Sevdalinka isimli kitaplarını okuyun derim ben.

Aynen haklısınız doğru diyorssunuz ama işte her daim bu adı batasıcalar böyle zulüm ediyorlar ya ben okurken bile tüylerim diken diken oldu ya :S :(
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
Nisan 10, 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
41
Tepkime puanı
13
Gerçekleşmeyen Adalet

Sırp güçlerin kenti güçleri altına aldığı sadece beş günde katledilen masum Müslüman sivil erkek sayısının 10.000 civarında olduğu düşünülmekteydi.

Müslümanları şehit ederken kurşuna dizme, yakma, diri diri gömme gibi insanlık dışı birçok yöntem uygulandı.

Adamların çoğu Bratunac’ta bir okulun Bosna savaşı sırasında daha önce katliam merkezi olarak kullanılan spor salonunda şehit edildi.

Beş gün süren bir vahşet sonrası yüzlercesi Nova Kasaba yakınında bir futbol sahasında şehit edildi.

Görgü şahitlerinin ifadelerine göre Sırplar Boşnakları zorla kazdırdıkları çukurların önüne dizerek kurşuna diziyor, sonra da yine Boşnaklara çukuru kapatmalarını emrediyorlardı.

Vahşetin boyutları o kadar ileri gitmiş ki, kıyımdan zevk alan Sırplar Müslümanların yüzlercesini bir çukura ölüm tehditleriyle dolduruyor, ardından buldozerle diri diri gömüyorlardı.

Ölenlerin büyük kısmı, toplu mezarlara gömülürken bölgede her geçen gün yeni toplu mezarlar açığa çıkıyor. Buralardan elde edilen bulgulara dayanılarak bu rakamın 13.000’e kadar çıkabileceği tahmin edilmektedir.

1992-1995 arasında Uluslararası Kızılhaç Örgütü verilerine göre Bosna-Hersek’te 312.000 kişi hayatını kaybetmiştir.

Bu kayıpların 200.000 kadarı Boşnak halkına ait olup Bosnalılar dünyanın gözü önünde ve Avrupa’nın göbeğinde sistematik bir soykırıma tabi tutulmuştur.

Sadece Srebrenica’da olanlar hakkında elle tutulur delillerin varlığı söz konusu olsa da, çok yakın tarihte gerçekleşen soykırımı aydınlatmaya yetmemektedir.

Lahey’deki Savaş Suçları Mahkemesi‘nde görülen davada Sırp Partisi Lideri Radovan Karadzic, Sırp Ordu Komutanı Radko Mladiç, Vujadin Popoviç (Bosnalı Sırp komutan), Ljubisa Beara (Genelkurmay Başkanı), Drago Nikoliç (Güvenlik şefi), Ljubomir Borovcanin (Özel polis müdürü), Radivoje Miletiç (Genelkurmay Başkan Yardımcısı), Milan Gvero (Komutan yardımcısı, Vinko Pandureviç (Tugay komutanı) Bosna Savaşı sırasında Srebrenitsa’da sekiz binden fazla sivilin katledilmesinden sorumlu oldukları iddiasıyla haklarında dava açılmıştır.

Ancak Karadzic ve Mladiç tüm çabalara ve aramalara karşın adalet önüne çıkarılamamıştır.

Bosna’da meydana gelen iç savaş sırasında Sırp ordusunun yapmış olduğu katliamın arkasındaki itici güç Sırbistan Demokratik Partisi ve lideri Radovan Karadziç’tir.

Parti bağımsızlık ilanı ile birlikte hükümetten de çekilerek yasadışı bir örgüt gibi çalışmalarını yürüterek, müslüman bölgelerinde katliamları yapmışlardır.

Sırp denetimindeki Ilıca bölgesinde Bosna Otelinde faaliyet gösteren parti lideri Radovan Karadziç ve arkadaşlarını korumakla görevli Sırp militanların uniformalarında Sırbistan bayrağı ve Çetnik adlı teröristlerin kullandığı madeni bir para büyüklüğündeki siyah renkli bir arma bulunmaktaydı.

Bütün bu katliamları gerçekleştirmek için gereken ekonomik ve askeri güç temelde Federal Yugoslavya Ordusu‘nda bulunuyordu.

Ancak bu gücü yönetebilecek yetki ise Sırbistan’daydı. Dolayısıyla katliamları gerçekleştiren Sırp milislerin Sırbistan ile bağlantılı olmamalarına imkan yoktu.

Sırp militanları ve Sırbistan Federal Ordusu arasındaki bu işbirliği kanıtlanamamıştır.

Unutulmaması gereken en önemli hususlardan birisi de, SDS’nin bu faaliyetlerine bir çok Sırp ordu ve hükümet yetkilisi muhalefet etmiş, ve o zor koşullara rağmen görevlerini bırakmışlardır.

O dönemde yapılan bazı Türk gazetecilerinin bölgedekilerle yaptıkları röpörtajlarda, Bosna’da yaşayan 1,3 milyon Sırp nufusun sadece yüzde 10′u yani 130 bin kişinin Sırbistan ile birleşmek istedikleri düşündükleri rapor edilmiştir.

Bosna Savaşını sona erdiren Dayton Anlaşması, Paris’te 14 Aralık 1995‘te imzalandı.

300 bin kişinin ölümüne ve yüz binlerce sivilin yurtlarından göçmesine neden olan dört yıllık savaşı durduran bu anlaşma, dönemin ABD Balkan Özel Temsilcisi Richard Holbrook’un başkanlığında ABD’nin Ohio eyaletine bağlı Dayton adlı kasabadaki bir hava üssünde haftalar süren müzakerelerden sonra karara bağlanmıştır.

Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’in ifadesiyle ‘adil olmasa da olabileceğin en iyisi’ olan bu anlaşma türünün tek örneğidir.

Anlaşmanın bir bölümü Bosna-Hersek Devleti’nin anayasal yapısını ortaya koyarken, Bosna-Hersek adı verilen yeni bir devlet altında son derece karmaşık ve çok katmanlı bürokratik bir yapı öngörülmüştü.

Anlaşma neticesinde Bosna-Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti adında iki entite yaratılmış, etnik temellere dayalı entiteler üzerinde ise zayıf bir otoriteye sahip merkezi bir hükümet modeli ve etnisiteleri yansıtan ortak kurumlar oluşturulmuştur.

Birbirleriyle savaşmış üç etnik toplumun yeniden bir arada yaşamasını ve Bosna-Hersek’in tüm kurumlarıyla işlemesini amaçlayan Dayton Barış Anlaşması’nın sivil yönlerinin uygulanmasına ilişkin sorumluluk ise Yüksek Temsilciliğe verilmiştir.

Eski Yugoslavya’da işlenen savaş suçları için Boşnaklar, ilk kez BM’nin en üst mahkemesi sayılan Lahey Adalet Divanı’na Srebrenitsa Katliamı’ndan çok daha önce, 1993 yılında yaptılar. Mahkemenin başvuru karşısındaki tek tavrı soykırımın önlenmesi için taraflara yapılan çağrıyı açıklama olmuştur.

Boşnakların ikinci başvurusu ise 2003 tarihinde yapıldı. Başvuruyu değerlendiren Lahey yargıçları bir senelik bir sürecin ardından 26 Şubat 2007 de beklenen kararı açıkladı. Mahkemenin aldığı kararlar özetle şu şekildedir:

Mevcut uluslararası hukuka göre, sorumluğu bulunan kişi ve kurumlarıyla Sırbistan soykırım yapmamıştır

Sırbistan, soykırım işlemek için plan yapmamış, soykırım eylemini kışkırtmamıştır
Sırbistan, BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırma Sözleşmesi’ne göre yükümlülüklerini ihlal ederek, soykırıma iştirak etmemiştir

1995 temmuzunda Srebrenitsa’da meydana gelen soykırım konusunda, Sırbistan BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırma Sözleşmesi‘ne göre soykırımı önleme yükümlülüğünü ihlal etmiştir

Sırbistan, Ratko Mladiç’in soykırım ve soykırıma iştirak suçlamaları nedeniyle yargılanacağı eski Yugoslavya için kurulan uluslararası savaş suçları mahkemesine teslim edilmemesi ve mahkemeyle tam bir işbirliği yapmaması nedeniyle BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırma Sözleşmesi’ne göre yükümlülüklerini ihlal etmiştir
Sırbistan, eski Yugoslavya için kurulan uluslararası savaş suçları mahkemesine soykırım ve başka suçlarla itham edilen kişilerin teslimi ve mahkemeyle tam bir işbirliği konularında yükümlülüklerini yerine getirecek acil tedbirler almalıdır

Davada mali tazminat uygun bulunmamıştır,

Bu kararlarla Sırbistan’ın soykırım konusunda bir yükümlülüğü bulunmadığına karar verilmiş ve Bosnalıların bekledikleri tazminata açılan yol kapanmıştır.

Lahey Mahkemesi‘nin, Sırbistan’ı suçlu bulmamış olmasına rağmen, Eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi Bosna’da işlenen suçların soykırım olduğunu kabul etmiştir.

Bu mahkemede sorumlu olduğu düşünülen kişilerin yargılamaları devam etmektedir.

Lahey’deki bu mahkeme, iki Bosnalı Sırp subayı soykırımdan suçlu bulmuş,General Radislav Krstiç ise, 35 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Albay Vidoje Blagojeviç kendisi hakkındaki 18 yıl hapis cezasını temyiz etmemiştir.

Eski Sırp Lideri Miloseviç ise yargılanırken ölmüştür. Diğer iki Bosnalı Sırp yetkili, Radovan Karadziç ve General Ratko Mladiç ise, Sırbistan’a yapılan tüm bu kişileri korumamaları yönündeki çağrılara karşın bulunup mahkeme önüne çıkarılamamıştır.

Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ilan etmesi ve devlet içindeki Sırp’ların ayrılıkçı bir hareket başlatarak bu hareketi Sırbistan destekli bir iç savaşa döndürmesi ile katliamlar siyasi amaçlı olarak yapılmıştır.

Bu katliamlar sonucunda Bosna-Hersek devleti Sırplar ve Bosnalı Müslümanlar arasında paylaştırılmıştır.

Açılan mahkemelerde, katliamcıların Soykırım suçu işlediklerine kadar verilmiş olmasına rağmen, suçlar bireyselleştirilerek, katliamın esas planlayıcısı olduğu iddia edilen Sırbistan Cumhuriyeti’nin sorumluluğunun olmadığına hükmedilmiştir.

Bu durumda öldürülen binlerce Bosnalı Müslümanın aileleri tazminat alamayacak durumu düşmüşlerdir.

Katliamların dünyada duyulması ile, Avrupa’daki Hrıstiyan devletlerin, kıtada müslüman bir devlet daha istemediği kanısını güçlendirecek gelişmeler yaşanmıştır.

Avrupa güçleri, kendilerine çok yakın konumda bulunan sorun bölgelerine müdahale edememiş, gerekli koordinasyon ve harekat planlaması hem NATO hem Avrupa Birliği ülkelerince yapılamamıştır.

Bu durum özellikle Avrupa Birliği ülkelerinin askeri yönden hala ABD’ye bağımlı olduğu yönündeki iddiaları güçlendirmiştir. Özellikle Fransa liderliğindeki bazı ülkeler Avrupa’nın kendi ordusunu kurmasının bu gibi sorunlara daha etkin ve gerçekçi müdahaleye imkan sağlayacağı yönünde görüşler üretmeye başlamışlardır.

Neticede insan hakları ve demokrasinin önde gelen savunucuları olduklarını iddia eden Avrupa devletleri, katliamlara engel olamadıkları için, gelişen sosyo-politik olaylara yön verebilme kabiliyetlerinin düşündükleri kadar etkin olamayabileceğini dünyaya göstermişlerdir.

Katliamları gerçekleştiren Sırp Milislerin nereden yardım aldıkları konusunda çeşitli iddialar bulunmaktadır. Ancak Bosna Savaşı sırasında meydana gelen bazı olaylar, kuşkuya yer bırakmaksızın Sırp katliamcıların işlerini kolaylaştırmıştır. Bunların bazıları:

BM’nin Srebrenica’yı korumakla görevlendirilen 400 Hollanda askeri, bölgeye “güvenli” olma güvencesi ile sığınmış 8000 kadar Bosnalı müslümanı, katledilecekleri bilindiği halde Sırp milislere teslim etmiştir. Kendilerine göstermiş oldukları üstün hizmet sebebiyle daha sonra madalya töreni düzenlenmiş ve ödüllendirilmiştir.

Fransız AFP ajansına göre, bir grup Yunan sempatizan, Srebrenica Katliamında Sırp milislerle beraber Bosnalı müslümanları katletmiştir. Haberi bazı Yunan kaynaklı siteler de teyit etmektedir.

NATO’nun BM gözetiminde yaptığı Sırplara yönelik hava harekat planlarını, Fransa’nın Sırplara sızdırdığı konusunda ciddi kuşkular bulunmaktadır.

Bosna devletine yardım için bazı ülkelerde düzenlenen yardım kampanyaları hakkında ciddi suçlar içeren haberler yayınlanmıştır. Türkiye’de toplanan paralar ile ilgili olarak dönemin Başbakanı, koalisyon ortağı olduğu partiye paraların yerlerine ulaştırılmadığı yolunda suçlamalarda bulunmuştur.

ALINTIDIR.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
Nisan 10, 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
41
Tepkime puanı
13
SREBRENITSA SOYKIRIMI VE TÜRKLER

Yıl: 1995... daha çok yeni 18 yıl önce.Yer: Srebrenitsa... Avrupa’nın tam ortası olmasa da ortasına çok yakın.Bosna bölgesi...Ve tüm dünya (BM de dahil olmak üzere ) Sırpların yaptığı bu katliama seyirci kalmak ile yetindi.

1 Mart 1992 de Bosna’da yapılan referandum oylaması sonucunda %99.7 oran ile Yugoslavya’dan ayrılma ve bağımsızlık ilanı yönündeydi.Zaten daha önce Hırvatlar,Makedonlar ve Slovenler ayrılmıştı.

Yugoslavya’nın dağılması ile birlikte Balkanlarda hakimiyet kurmak, ordaki tüm etnik toplulukların hedefi haline gelmişti.Bu bölgelerde Ortodoks,Katolik ve Müslümanlar beraber yaşamaktaydı.

Sırplar hakimiyeti ele almak için bir adım öndeydi.Çünkü Yugoslavya zamanında askeri güçler genel olarak Sırplardan oluşmaktaydı.

Bu yüzden her türlü askeri imkan mevcuttu.Tank,top,silah,tüfek , mermi gibi birçok teçhizat zaten ellerinde hazır beklemekteydi.

Sırp General Ratko Mladiç önderliğinde Hırvat ve Boşnak nüfusu katledilmeye başlanmıştı.Ratko Mladiç tamamen Türk düşmanlığı gütmekteydi.

Osmanlı zamanından süregelen ilişkilerde Sırpların sürekli Osmanlı’y a karşı kaybetmesi Mladiç’te kine dönüşmüştü.

Bu savaş döneminde kaydedilen videolarda kendi ağzından dökülen cümlelerde bunu kolaylıkla görebiliyoruz.

Sırplar,toprak kazanmak için çalışmalara başlamıştı.Özellikle Yugoslavya başkanı Miloseviç de destek vermiştir.

Başkanın da desteğini alan Sırplar emin adımlarla Boşnakların yerleşim yerlerine yakın noktalarda karışıklıklar çıkarıyorlardı.

Yol kesme,kimlik kontrolleri,üst arama çalışmaları oldukça sıklaşmıştı.

Bu duruma Boşnaklar tepki gösteremiyordu.Çünkü askeri olarak zayıflardı.

Artık ortalık kızışmış tam bir savaş zemini oluşmuştu.Özellikle müslüman Bosnalıların yoğun olduğu yerlerde bombalar patlamaya başlıyor ve masum insanlar hayata gözlerini kapatıyorlardı.

27 Mayıs 1992 de Saraybosna’da Vase Miskin Sokağında oluşan patlamada ekmek kuyruğunda bekleyen 17 kişi ölmüş 108 kişi de yaralanmıştır.

Bu olay sonrası BM Yugoslavya’ya petrol satışını ve hava yolu irtibatını yasaklamıştır.

Sırplar tüm olanaklarıyla işgal etmeye devam ediyorlardı.Fakat tam olarak muvaffak olamamışlardı.Boşnaklar direnmeye devam ediyorlardı.Bu direnişlerin en önemli bölgesi Serebrenitsa idi.Bosna bölgesinin kuzeydoğusunda yer alıyordu.

Srebrenitsa direnişin merkeziydi.Özellikle çevre bölgelerde duyuldukça Boşnak halk Srebrenitsa’ya gelmeye başladı.Halk direnişi ateşli bir şekilde devam ediyordu.

BM, bu olaylar olurken 6 güvenli bölge ilan etti.Bu güvenli bölgeler içinde Serebrenitsa da yer alıyordu.

Zaten Srebrenitsa güvenli bir yer diye Boşnaklar, Srebrenitsa’ya akın etmeye başlamışlardı.Çatışmaların hızı arttıkça artık bölgeye insani yardım gitgide azalıyordu.

BM, Srebrenitsa bölgesinde silahları,mermileri halktan toplamaya başlamıştı.Halkın güvenliği BM tarafından sağlanacaktı.

Bu arada General Mladiç komutasındaki Sırplar insan kıyımı yapmaya hala devam ediyordu.

Tarih 5 Şubat 1994 ü gösterdiğinde Saraybosna’da Markale Pazarına Sırp ordusu tarafından saldırı düzenlenmiş ve 64 kişi ölmüş 144 kişi ise yaralanmıştı.Sırp askerleri kadınlara tecavüz ediyordu.

BM temsili olarak Hollandalı askerler Srebrenitsa’ya gelmiş ve Potoçari’de üs kurmuşlardı.Thom Karremans komutasında Hollandalı askerler barış gücü getirmişlerdi.

Hollandalıların ateşkes çağrılarına Sırplar uymayınca,Karremans da karşılık verdi.Çatışmaların olduğu sırada sisin de etkisi ile Hollandalılar geri çekilmişlerdi.Sırplar 30 kadar askeri rehin olarak almışlardı.

Karremans, 9 Temmuz 1995’te eğer rehin askerleri verilmediği takdirde Sırplara hava saldırısı düzenleyeceğini haber verdi.

Srebrenitsa tam bir kaos ortamıydı.Boşnaklar ne yapacaklarını şaşmışlardı.Güvenli olarak gördükleri Hollandalı askerlerin Potoçari kampına gidiyorlardı.Yaklaşık 20000 Boşnak Potoçari’ye sığındılar.

Sırplar tüm çağrılara uymayınca,11 Temmuzda F16 uçağı bir adet Sırp tankını vurmuştur.Bu olay üzerine Sırplar 30 Hollandalı askeri öldürme tehditinde bulununca saldırı durdu.

Mladiç,Müslümanların güvenlğini sağlayabilmemiz için silahları almamız gerek diyerekten ültimatom verdi.Karremans da BM den aldığı emir ile askerleri geri çekti.

Bu olay üzerine tüm sığınmacılar Sırplara teslim edildi.Nova Kaabasında Hollandalı askerler geri teslim edildi

11 Temmuz 1995’te Ratko Mladiç ve askerleri kente çok rahat ve kolayca girmiştir.

Mladiç o gün bir kameraya şu sözleri söylemiştir: ” İşte 11 Temmuz 1995'te Sırp şehri Srebrenica'dayız.

Büyük bir Sırp bayramı arifesinde iken bu şehri Sırp milletine armağan ediyoruz.

Nihayet, dahiyalara karşı gerçekleştirdiğimiz ayaklanmadan sonra, bu toprakta Türklerden intikam almamızın vakti geldi"

Bu saatten sonra Sırp hükümeti tarafından sağlanan otobüslere bindirilen Boşnaklar şehir dışına Tuzla bölgesine gönderildi.

İlk sevkiyatlar Hollandalı askerlerin eşliğinde yapıldı.Bu otobüslerdeki 12-77 arasındaki erkekler sorguya çekilme bahanesi ile ayrılmıştır.

Cezaevi ve esir kamplarına yerleştiriliyorlardı.

23000 civarında kadın,yaşlı ve çocuklar ise otobüslerden indirilerek 10 kilometrelik yolu yürümek zorunda bırakılıyordu.

15000 civarında asker ve yetişkin erkeklerden oluşan Boşnaklar, Şuşinyari de toplandılar.

Tuzla’ya geceleyin ormandan ve dağlık alandan ulaşmak istiyorlardı.

Mladiç’in kuvvetlerinin bombalarına, kurşunlarına ve pusularında suikasta maruz kalarak birçoğu can verdi.

Sırplar kimyasal silah kullanmaktan da geri kalmamışlardır.5 gün süren bu katliamda 8300 Boşnak öldürüldü.Toplu mezarlar açılıp diri diri gömülmüşlerdir.

Cesetler parçalanarak ormanlığa dağıtılmıştır.

Müslüman bölgesine ulaşabilen Boşnaklardan katliam haberi alınmaya başlanmıştı.Bu olaylar sonrası BM-Sırplar arasındaki uzlaşmalar sonucu Hollanda asker silah ve yiyeceğini bırakarak Hırvatistan’a gönderilmiştir.

BM’ye güven azalmıştır.Katliam yapılacağı bilinen Sırplara, Boşnakları kendi elleri ile teslim etmişlerdir.

Ratko Mladiç,işlediği soykırım suçundan Lahey Mahkemesinde yargılanmıştır.

16 yıl boyunca aranmış ve 2011 yılında yakalanarak Lahey savaş suçalrı mahkemesine teslim edilmiştir.

Karremans ise yargılanmış ve suçsuz bulunmuştur.

Sırbistan bir suç için plan yapmadığı için suçsuz bulunmuştur.

İnsanlık suçu işlenirken tüm dünya seyirci kalmıştır.Birçok insan yurdundan olmuş,birçoğu ailesini kaybetmiş,birçoğu ise hayata gözlerini kapamıştır.

İşin kötü yanı 18 yıl önce bunlar yaşanmışken,şu an Doğu Türkistan’da Çinliler Türklere hala işkence yapmakta ve küçük büyük demeden katliam yapmaya devam etmektedir.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
Nisan 10, 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
41
Tepkime puanı
13
Srebrenitsa katliamı nedir nasıl olmuştur?



Yakın tarihin ve 20.Yüzyılın en büyük ve en önemli insanlık katliamlarından birisi olan Srebrenica katliamı 1990′lı yılların başında cereyan eden en önemli olaylardan bir tanesidir.

1991-1995 yılları arasında Yugoslavya da yaşanan iç savaşının en kanlı olaylarından birisidir.

Özellikle bu katliam Birleşmiş Milletlerin gözleri önünde olmuş bir katliamdır.

11 Temmuz 1995′te Ratko Mladiç komutasındaki Sırp Cumhuriyeti Ordusu tarafından ele geçirilen bu bölgede sırp askerleri yaklaşık 25.000 kadın ve çocuku ayırarak, otobüslerle Boşnakların elindeki Kladanj bölgesine gönderdi.

Srebrenicalı erkeklerin ise bazı verilere göre 13 yaş ile 70 yaş arasındaki yaklaşık 8 bin Boşnak erkek kurşuna dizilerek toplu mezarlara gömüldüğü söylenmektedir.

Bu katliam II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın gördüğü en vahşi katliam olarak bilinmektedir.

26 Şubat 2007′te Lahey Adalet Divanı da bu katliamı bir ‘soykırım’ olarak kabul etmiştir.

Sırp kesimi ise öldürülenlerin Boşnak askerleri olduğunu ama ölü sayısının 3 kat fazla söylendiğini iddia etmiştir.

4 ve 9 Ekim 1995 yılında gerçekleştirilen NATO saldırısı ile Sırpların yaptığı katliama son verilmiştir.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
Nisan 10, 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
41
Tepkime puanı
13
'Srebrenitsa Katliamı, tarihin en büyük katliamlarından biridir' dedi

Srebrenitsa'da soykırım yapılmasının 19'ncu yıldönümü,Srebrenitsa'da soykırım yapılmasının 19'ncu yı. 11 bin, almaya, Alperen Ocakları, altında, Avrupa, Barış, Başkanı, birlikte, Boşnak, bütün, büyük, cinayetler, çocuklar, daha, dişi, en büyük, Ermeni, gerçek, gibi, günleri, Hırvat, Hollanda, Hristiyan, ifade, insanlık, intikam, Malatya

Srebrenitsa'da soykırım yapılmasının 19'ncu yıldönümü - Malatya Alperen Ocakları İl Başkanı Süleyman Solmazgül, 'Srebrenitsa Katliamı, tarihin en büyük katliamlarından biridir' dedi.

Süleyman Solmazgül, Srebrenitsa'da 1995'in 11-17 Temmuz günleri arasında işlenen kötülük, bugünlerde bu büyük kötülüğün 19'ncu dolayısıyla hatırlandığını ifade ederek, insaniyet tarihinin en büyük katliamlarından biri olan Srebrenitsa Katliamı'nın yıldönümü dolayısıyla yazılı bir mesaj yayınladı.

Solmazgül, 'Bize yapmadığımız güya Ermeni soykırımı, işlemediğimiz cinayetlerin hesabını sormaya ve parlamentolarında soykırım kararları almaya çalışanlar, hür dünyanın gözü önünde cinayetler işlemişler ya da seyrederek ortak olmuşlardır.

Açıkta Osmanlı'dan intikam aldıklarını söylüyorlar'' dedi 'Srebrenica soykırımında ve Bosna'da Bosna'da uygulanan bütün vahşet, siviller ve çocuklar dahil 11 bin kişinin öldürülmesi ve Srebreniça kentinde bazıları 20 yaşın altında 8 bin 300 Boşnak erkeğinin katledilmesinin planlayıcıları ve uygulayıcıları olmakla suçlanan Miloşeviç ve Karaziç, gibi alçak katiller sadece tetikçilerden ibarettir' dedi.

Solmazgül, 'Ne yazık ki, bu soykırımın gerçek failleri, her biri bir 'tek dişi kalmış canavar' olan Hristiyan Batı dünyasıdır.

BM Barış Gücü, aslında Sırp ve Hırvat gücü, NATO ve başta Hollanda olmak üzere muhtelif Avrupa ülkelerinin askerleri bu vahşete seyirci kalmış, hatta bir çok vakada Sırplarla birlikte soykırıma iştirak etmişlerdi' dedi.

Süleyman Solmazgül, bir kere henüz bu katliamlara maruz kalmış tüm şehitlere Allah'tan rahmet dilediğini belirttiği mesajında, 'Bosnalı kardeşlerimin acısını paylaşıyorum.

19'ncu yıldönümünde bu katliamı bir kere daha nefretle kınıyorum''şeklinde açıklamasını tamamladı.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
Nisan 10, 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
41
Tepkime puanı
13
SREBRENİTSA KATLİAMI UNUTULMADI



Srebrenitsa katliamı unutulmadı

Srebrenitsa katliamının kurbanları, katliamın 18. yılında Bayrampaşa'da dualarla anıldı.

Bosna Savaşı sırasında Srebrenitsa'da katledilen binlerce Müslüman, Yıldırım Mahallesi Barbaros Hayrettin Paşa Camii'nde dualarla anıldı.

Teravih namazı sonrası gerçekleştirilen programda Srebrenitsa şehitlerinin ruhuna Kur'an okundu.

Programın sonunda kısa bir açıklama yapan Bayrampaşa Belediye Başkanı Atila Aydıner, "Balkanlar'da her zaman masum siviller katledildi.

Bu siviller bizim kardeşimizdi, dostumuzdu. Kardeş ve dost acısı asla unutulmaz.

Bu katliamları 18 yıldır unutmadık, unutturmadık, unutturmayacağız" dedi.

10 bin Türk katledildi

Srebrenitsa katliamı, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da yapılan en büyük sivil katliam olarak nitelendiriliyor.

Dünyanın şahitliğinde, bundan tam 18 yıl önce Avrupa'da tarihin en kanlı zulümlerinden biri yapılmış ve masum insanlar sistemli bir şekilde katledilmişti.

Srebrenitsa'da, Bratunaç'ta, Karakay'da, Potoçari'de, Miniçi'de, Tuzla Yolu'nda sadece birkaç gün içinde yaklaşık 10 bine yakın silahsız masum insan, hatta kadınlar, çocuklar, kundaklarındaki bebekler insanlık dışı yöntemlerle Sırplar tarafından adeta etnik temizliğe tabi tutulmuştu.
 
Üst