sohbet odaları

Psikanalitik Açıdan Masal İnceleme Yazıları ve Bu Bağlamda Kitap Önerilerim

Katılım
9 Mayıs 2020
Mesajlar
318
Puanları
28
Yaş
21
Konum
Yörüngede değil, huşu düzleminde konyak yuvarlıyor
Tepkime puanı
71
tekamul.jpg

Kırmızı Başlıklı Kız'ın cinsellik uzantısından, Pamuk Prenses'te toplumun dayattığı kadınlık rolüne kadar... güncellenecektir...


Kitaplar;
Elimde varken pdf bırakıyorum: Erich Fromm - Rüyalar Masallar Mitoslar


Freud Bana Masal Anlatsa: Masal Üzerine Psikanalitik Bir İnceleme

Ahmet Sarı - Masalların Psikanalizi

Düşler, Düşlemler, Masallar - Derleyenler: Nilgün Taşkıntuna Yeşim Korkut, Yayınevi : İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları *çeşitli analistlerin makaleleri bulunmakta*


Makale;
Bir Genç Kız Masalı Üzerine Psikanalitik İnceleme


 
Son düzenleme:
Katılım
9 Mayıs 2020
Mesajlar
318
Puanları
28
Yaş
21
Konum
Yörüngede değil, huşu düzleminde konyak yuvarlıyor
Tepkime puanı
71
riding.jpg

Bir Masalın Cinsel Sembolizmi Üzerine Ortaçağ’dan Tarihi Bir Kaynaklık

Çocuk masalları arasında belki akademik çalışmalarda en çok tartışılan “Kırmızı Başlıklı Kız” masalı edebi değeri bir yana içeriğiyle de oldukça çarpıcıdır. Cinsiyetçi, komik derecede ahlakçı ve bir o kadar kaba estetiğiyle bu “çocuk” masalı bütün eskimişliğine rağmen zamana karşı direnmektedir. Ortaçağ’dan bu yana bütün dünyada gittikçe popülerleşen masal birçok kereler kitaplaştırıldı, filme alındı ve dünyanın çeşitli yerlerinde çocuklara ders almaları maksadıyla anlatıldı. Ancak masalın neyi, neden ve nasıl anlattığı hep merak edildi. Masalı dinleyenlerin yaşı ve masalın anlatıldığı zaman ilerledikçe, masalın ana kahramanı ve başından geçenlere çok farklı anlamlar yüklendi. Masaldaki kötü ile iyi hep tartışıldı. Masumiyetin kötülüğü ile doğuştan kaynaklanan iyiliğimiz birbirine karıştırıldı. Kimileri için sıradan bir çocuk cinselliğidir anlatılan kimileri için ise sıradan bir masal.




Çok eski bir Avrupa halk masalıdır aslında bu. Bütün folklorik eserler gibi ilk söyleyeni ya da söyleniş nedeni zamanla unutulmuştur. Oysa masalın edebiyatımızı ve yaşantımızı etkisi oldukça derin olmuştur. Masal yaygın ve derin etkisine rağmen Avrupalı halklar arasında çeşitli adlar almıştır. Kahramanları çoğalmış ya da farklı anlamlar katılarak yoğunlaştırılmıştır. İtalyanlar “Yanlış Babaanne” diye adlandırmıştır, Fransızlar “Kırmızı Kaplı Kız” İngilizler “Küçük Kırmızı Hayta” Almanlar “Kırmızı Başlık” ve İskandinavlar ise “Rognvald and Raud’un Masalı” diye anlatmışlardır çocuklarına. Bu masal; her anlatıldığında, anlatıcının katkılarıyla genişlemiş ve çeşitlilik kazanmıştır. Kimi zaman ideolojik kaygılar kimi zaman dini vehimlerle karakterler sembolik özelliklerle çeşitlendirilmiştir.



Biz Türklerin “Kırmızı Başlıklı Kız” olarak bildiği masal ortaçağdan modern zamanlara algılarımızla birlikte anlam çeşitliliği kazanmış, içerdiği sembolizm ve anlatmak istediği dersin ifade ettiği anlam değişikliğe uğramıştır. Masalın Avrupa halkları arasında Grimm kardeşlerden ya da ilk kez yazılı hale getiren Charles Perrault’tan da önce anlatıldığı bilinmektedir. Ancak yine de masalın yazılı hale gelmesiyle bir anda tartışmalar başlamıştır. Masaldaki göndermeler çarpıcıdır. Birçok itiraz yükseltilir ama yazılı basımdaki cinselliğinden uzaklaştırılmış masal tam da bir çocuk masalıdır. Zaten kimi yerde dini göndermeler ile desteklenir. Zamanla cinsellikle dolu folklorik bir eserken çocukların aile sözü dinlemesini salık veren didaktik bir esere evrilmiştir. Yine de modern folkloristler masaldaki sembolizmi Freudyan bir yaklaşımla bir kız çocuğun ilk cinsel deneyimleri olarak yorumlanmıştır.



Masalın bilinen en eski kaydı Liége’li Egbert’in 1022 tarihli Fecunda ratis isimli şiir kitabında yer almaktadır. Kitaptaki “De puella a lupellis seruata” şiirinde anlatılan öykünün ana kahramanı bir kız çocuğudur. Anlatıcısı ve dinleyenleri ya da okuyanları erkek olan ve açıkça erkekler için yazıldığı belli olan bir öykünün ana kahramanının kız olması dikkat çekicidir. Zira eğer bu masal bir halk masalıysa ve dinleyen öğrencilerin de bu masalı zaten bildikleri varsayılırsa Egbert’in masal kahramanı hakkında yalan söyleyebilmesi mümkün görünmemektedir. Egbert’in versiyonunun bu anlamda modern folklorik çalışmalar gibi bir yazıya geçirme çalışmasından çok zaten bilinen bir masalın dini amaçlarla kullanılmasına örnek gösterilebilir.



Bu Latince şiirde anlatılan öykünün ana kahramanı bir kız çocuğudur. Anlatıcısı ve dinleyenleri ya da okuyanları erkek olan ve açıkça erkekler için yazıldığı belli olan bir öykünün ana kahramanının kız olması dikkat çekicidir. Bu noktada “Kırmızı Başlıklı Kız” masalının ortaçağdaki ilk yazılı kaydının da bir kızın öyküsü olması nedeniyle orijinalliği açıktır. Zira eğer bu masal bir halk masalıysa ve dinleyen öğrencilerin de bu masalı zaten bildikleri varsayılırsa Egbert’in masal kahramanı hakkında yalan söyleyebilmesi mümkün görünmemektedir. Egbert’in versiyonunun bu anlamda modern folklorik çalışmalar gibi bir yazıya geçirme çalışmasından çok zaten bilinen bir masalın dini amaçlarla kullanılmasına örnek gösterilebilir. Modern çocuk versiyonunda masaldaki kurdun seksüel bir baştan çıkarıcıdan “ailenin sözünü dinlemezseniz başınıza gelebilecek” şeytani kötülüğe evrilmesi gibi Egbert’in masalında da kurt dini bir kötülüğe benzetim yapılmıştır.



Egbert’in versiyonundaki dinsel motifler göz önüne alındığında masaldaki kırmızı renk göndermesinin neden değiştirilmediği zamanın ruhuna bağlanabilir. Ortaçağ insanın aklında ve edebi yazında dini sembolizm ve İncilleştirilmiş çağrışımlar, bastırılmış cinselliğin çok önündedir. Aydınlanma çağının hümanist yaklaşımları ya da on dokuzuncu yüzyılın devrimsel halklarındaki ulusal kimliklerinin yerini aldığı ortaçağ insanındaki dini değerler kendisini her alanda hissettirmektedir. Çocuk masallarında dahi. Modern algılarımızla kadın cinselliğinin evrimsel kaynaklarını aradığımız edebi eserlerde Ortaçağ insanı henüz mucizevi semboller aramaktaydı. Cinselliğin edebi kaynağı üzerine tartışmak için modern kaygılarımızın ortaya çıkmasını beklemeliydik.



Burada yapılacak açıklamada denilebilir ki ormanda kendi başına bir maceraya atılan kızın kırmızı rengi açıkça İsa’nın kanını sembolize etmektedir ve Egbert’in masalının sonundaki vaftiz töreni de düşünülürse; bunun kırmızı ile anılan Pazar gününde yapılacak olan töreni anımsatmaktadır. Ortaçağ dünyasında Pazar günü kırmızıyla özdeştir. Bir yandan İsa’nın masum kanını sembolize etmesi öte yandan yapılacak olan törenin pazara gününe işaret etmesi kırmızının ne Foucault’un pedagojileştirilmiş çocuk cinselliği ne de Freudyen bir çıkarımla adet kanamasını temsil ettiği Ortaçağ insanının aklına gelmemiştir.



Kırmızlı Başıklı Kız’ın katılacağı vaftizin törensel beyazlığı İsa’nın kırmızı kanını kutsayacaktır. Yine masaldaki kız kurt saldırısından mucizevî bir şekilde kurtulmaktadır. Bu nedenle kırmızının dini bir gönderme olarak saklanması masalın bütünlüğünü tamamlamaktadır. Öte yandan folklorik araştırmaların gösterdiğine göre; ortaçağdaki vaftiz törenlerinde vaftiz babalarının vaftiz edilecek çocuklara siyah, beyaz ya da kırmızı kıyafet hediye etmektedir. Böylece öyküdeki kırmızı ortaçağ insanı için dini bir göndermeden daha fazla bir anlam vermemektedir. Ortaçağ insanı için sadece dini bir sembol olan kırmızı rengin zamanla cinsel bir değer olarak anlam kazanmasıyla modern insanın masala olan bakışı da değişmiştir. Cinselliğin Freud tarafından keşfedilmesiyle, masallardaki sembolizmin de yeniden yorumlanması algımızı değiştirmiştir.




Kırmızı Başlıklı Kız, hala okunmakta, tartışılmakta ve araştırılmaktadır. Kadınlığın masallardaki karşılığı çoğu zaman erkek bakış açısının hastalıklı birer yansımasıdır. Stereotipiler üzerinden ilerleyen, toplumsal kalıpları sorgulamaktan uzak, eleştiri ve ilerlemeden yoksun, tekrarlayan ve kronikleştiren kaba ve propagandist bir dilin hakim olduğu masallardan bir tanesi olan “Kırmızı Başlıklı Kız” bütün bu özelliklerini zaman içinde geçirdiği bütün diğer değişimlerine rağmen saklı tutmaktadır. Bu nedenle bu masalın da diğer bütün masallar gibi toplumsal yaralarımızı iyileştirmekten çok geçiştirdiği düşünülebilir. Bugün bu masaldan alınabilecek yegâne ders; o kırmızı başlığı yırtıp atmak ve kurtlara aldırış etmeden ormana korkusuzca dalmak olacaktır, tabi kadınlar için! Erkeklere gelince, babaanne kılığın girmeyin artık, komik oluyorsunuz…
İleri Okuma, kaynak;
– Michel Foucault, Cinselliğin Tarihi
– Norbert Elias, Uygarlık Süreci, Batılı Dünyevi Üst Tabakaların Davranışlarındaki Değişmeler, Cilt 1
 
Son düzenleme:
Katılım
9 Mayıs 2020
Mesajlar
318
Puanları
28
Yaş
21
Konum
Yörüngede değil, huşu düzleminde konyak yuvarlıyor
Tepkime puanı
71
Rapunzel Masalı'nın Psikanalitik Bir İncelemesi




Bu metinde incelenmek üzere, Grimm Kardeşler’in on dokuzuncu yüzyılın başlarında derledikleri yerel halk masalları arasında bulunan Rapunzel masalı seçilmiştir. Metinde, masalın olay örgüsü ve teması, içerisinde yer alan objeler, psikanalitik teoriye göre incelenmeye çalışılmıştır. Bu incelemede, masalın yıllar boyunca güncelliğini neden yitirmediğini, olayların ardında yatan sebepleri tartışarak mümkün olduğunca ortaya koymak amaçlanmıştır.




Giriş

Kırmızı Başlıklı Kız’dan Sinderella’ya, Bremen Mızıkacıları’ndan Pamuk Prenses’e kadar günümüzde bildiğimiz birçok peri masalının bir geçmişi vardır. Bu geçmişe baktığımızda çoğu kez aktarıldığı üzere ‘mutlu son’ ile bitmediklerini görürüz. Bu üzücü olabilir çünkü benim neslim gibi daha birçok nesil bu masallarla büyümüştür; çocukken kitaplarını okumuş, sinemada filmlerini izlemiştir. Aslında mutlu sonla bitmeyen masallar derken ne kastediyoruz? Örneğin Sindirella masalında, prensin ayakkabıyı üvey annenin kızlarına denettirdiği bölümde, kızların ayaklarını sığdırabilmek için topuklarını kestiklerini görürüz. Aynı kanlı sahneler masalın sonunda tekrar karşımıza çıkmaktadır. Masal, kilisede Sindirella’nın yanına oturan üvey kardeşlerin bir karga tarafından gözlerinin oyulması ile sona erer. Bunun gibi örnekler çoğaltılabilir fakat bu metnin konusu bunu ayrıntılandırmaya yetmeyeceği için ilerlemek zorundayız.

Grimm Kardeşler, sırasıyla, 1785 ve 1786 yıllarında Almanya’nın Hanau şehrinde dünyaya geldiler. Başarılı bir eğitim hayatından sonra iki kardeşte Kassel’de bulunan Royal Library’de kütüphaneci olarak çalışmaya başladı. Daha sonra Göttingen ve Berlin üniversitelerinde kürsü sahibi oldular. Buralarda, ilgi duydukları Alman edebiyatı ve popüler kültür üzerine çalışmaya devam ettiler. On dokuzuncu yüzyılın ortalarına doğru yayımları Children’s and Household Tales, seneler içerisinde birçok kez yenilendi ve basılmaya devam etti. Bu sayede içerisinde on tane çocuk destanının da bulunduğu, toplamda iki yüz bir adet hikâye derlemeyi başardılar. Children’s and Household Tales, Almanya’da Kutsal Kitaptan sonra en çok satılan ikinci kitap oldu. Aslında yirmi birinci yüzyıla gelindiğinde bu yerin çokta değişmediğini hala görebiliriz.

Grimm Kardeşlerin zamanında Almanya henüz bir ulus devlet haline gelmemişti. Bunun yerine daha çok bir konfederasyon gibiydi. Bu yüzden bu çalışmaların daha sonra oluşacak olan Alman kimliğine etki yaptığını düşünebiliriz. Çünkü benzer hikayeleri duyan ve işiten insanlar için aslında ait oldukları bir kültür grubu varmış gibi hissetmelerine yardımcı olmuştur. Grimm Kardeşleri bu açıdan ele alırsak eğer, diğer ulus-devlet yapılarının oluşmasında da benzer çalışmalara rastlayabiliriz. Örneğin, İtalya’da Giambattista Basile (1575-1632), Fransa’da ise Charles Perrault (1628-1703) gibi isimler bunu yapmışlardı. Günümüzde bu peri masalları çok daha çocuklara uygun versiyonlara dönüştürülmüştür. Bu sayede onlara çeşitli mesajlar vermek amacıyla (hoşgörülü olmak, yardımsever olmak, yalan söylememek, aile sevgisi vb.) eğitici amaçlar güdülmektedir. Aslında geçmişte bu masalların neden var olduğu/var olması gerektiği yine aynı sebep üzerinden incelenebilir. Çocukluğun tamamlayıcı bileşenlerini içeren öğeler aslında çocukların ve yetişkinlerin günlük hayatın zorluklarını aşmak için yarattıkları stratejiler gibi görünüyor. İnsanlığın deneyimlerinin sözlü olarak aktarıldığı bir alan olarak ifade edilebilir. Bu deneyimler genellikle saldırgan ve cinsel içeriklidirler. Tam da bu yüzden bizzat Grimm Kardeşler tarafından 1819 da yayınlanan ikinci baskıda daha çok eğitici amaçlar için kullanılması gerektiğini düşündükleri masalları kırpmışlardır

Grimm Kardeşlerin masalları derlerken kullandıkları metodoloji sonraki dönemlerde çok tartışılmış olsa da bu metinde kullanacağımız Rapunzel masalı için ulaşabileceğimiz en erken derlemeye ancak onlar aracılığıyla gidebiliyoruz. Bu yüzden 2013 yılında yayınlanan The Complete Grimm’s Fairy Tales, masalın kaynağı olarak kullanılmıştır. Üzerine tartışacağımız, yorumlar yapacağımız masalın metnini orijinalinden bizzat çevirdim. Çeviri hatalarını en aza indirmek amacıyla erek metni dipnotlarda vermeye özen gösterdim.

Rapunzel Masalı

Masal, çocuk sahibi olamayan bir çift ile başlıyor. Evin penceresinden sürekli cadının bahçesini izleyen kadın, bahçede gördüğü rampionları arzulamaya başlıyor. Bu arzusu öyle bir noktaya geliyor ki, onu elde edemedikçe güçten düşüyor. Bu durum kocasının dikkatini çekmeye başladığında, kadın “yiyemezsem öleceğim” diyor. Sevgili eşini kurtarmak isteyen adam, bahçenin yüksek duvarlarını tırmanmayı göze alıyor. Bu noktada adamın bir yolculuğa çıktığını görüyoruz. Aslında bu yolculuk masalda kadının aşerdiği bir obje iken, elde edilmesindeki zorluk dikkat çekiyor. Bunun için adamın yüksek duvarların tırmanması, gizlice rampionları toplaması ve kaçması gerekiyor. Tabii cadı ile yüzleşmezse! Adam yolculuğu başarıyla tamamlıyor ve eşi rampionlarla salata yapıp yiyor. Ama yetmiyor, eşinin açlığını doyurabilmesi için aynı tehlikeyi tekrar ve tekrar göze alması gerekiyor. Burada kadının ulaştığı objenin onu tatmin etmediğini görüyoruz. Bu yüzden ‘daha fazlası’ talep ediliyor. Ama arzu nesnesinin hiçbir zaman tam anlamıyla ulaşılamayacak olması gerekir ki, onu arzulanabilir kılan şey de budur. Aksi halde ulaştığı anda sona ererdi. Masal da aynı olay sürekli daha fazlasını isteyen kadın ile sağlanıyor. Aslında burada istenilen durumun cadıyla yüzleşmek olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü cadının bahçesine tekrar girmek zorunda kalan adamın ıstırabı, ancak cadıya yakalanınca sona eriyor. Bu durumda adamın yolculuğu aslında tamamlanmıyor, aksine devam ediyor. Ne kadar gizlice davransa da cadıya yakalanıyor ve korku ile yüzleşiliyor. Cadı, korkunç, öfkeli ve cezalandırıcı bir rol üstleniyor: “Bu ne cüret”, “Hırsız gibi bahçeme girip Rampion’larımı çalmaya nasıl cüret edersin? Cezanı çekeceksin!”. Adam, “Başka çarem yoktu! Eğer götürmeseydim eşim ölecekti!” şeklinde cevap veriyor. Burada görüldüğü gibi, adamın açıklaması, arzu edilen nesnenin elde edilememesi durumunda ölümle yüzleşileceğini vurguluyor. Dolayısıyla bu yolculuğa çıkmak zorundaydı. Bu noktada Somay’ın dizelerinin açıklayıcı olacağını düşünüyorum, “Ulaşılmaz arzu nesnesi mevkiini neyle doldurursak dolduralım, ona ulaşmanın tek yolu, onu öldürmektir.” Masalımızda ki arzu nesnesi bir rampion, ona ulaşamamanın cezası ise ölümdür. Dolayısıyla buradaki yolculuk aslında bilinçdışınadır. “Eğer söylediğin gibiyse istediğin kadar almana izin veriyorum. Ama tek bir şartla! Doğacak olan çocuğunuzu bana vereceksiniz. Ona iyi davranıp bir anne gibi bakacağım.”Diyen cadı, adama bir pazarlık sunuyor. Arzulanan nesneyi vermek karşılığında ondan doğacak çocuğu almak istiyor. Çocuğun doğmasına engel olan arzu nesnesini ona verdiğinde, aslında çocuğu almakla tehdit ediyor. Burada bir annenin bebeği ile olan aşkı, arzu nesnesinin elde edilmesi ile kopuyor. Adam korkudan pazarlığı kabul ediyor; rampionları alıyor ve bebek doğduğunda, cadının onu alıp gidiyor.

Masalın ilk bölümünde anne ile bebeğin ayrılığının işlendiğini görüyoruz. Bu ayrılık ancak arzu nesnesinin elde edilmesi ile sağlanıyor. Aslında masalın anlatıcıları şu mesajı vermeye çalışıyorlar, eğer o nesneye ulaşabilirseniz, bu ancak bir ayrılıkla sonlanabilir. Buradaki ayrılığın en başından beri ölümle tehdit edilmesinin de asıl sebebi, ayrılık acısının ne kadar büyük olduğu ile ilgilidir. Bu ayrılık öylesine büyük bir acıdır ki, ancak ölüm bunu ifade edebilir.

Cadı bebeği büyütüyor ve on iki yaşına geldiğinde onu bir kuleye hapsediyor. On iki yaşını burada ergenlik girişi olarak görebiliriz. Zira kızın hapsedildiği yer, bir fallus sembolü olarak kuledir. Nitekim cadıdan başka kuleye girebilecek yegâne kişide ancak onu kurtaracak bir ‘erkektir’.Ormanda dolanan prens, Rapunzel’i bulduğunda, ona âşık olur. Sürekli Rapunzel’i görmek için gelen prens, bir gün onunla birlikte gelmesini ister. İşte bu an, Rapunzel’in cadı yerine prensi koyması için seçim yapacağı andır. Olanları öğrendiğinde cadının öfkesini “beni aldattın!” diyerek dile getirmesinde, yine anne-bebek birlikteliğini görüyoruz. Bu sefer birlikteliği bölen kişi bir erkek, hem de krallığı olan bir erkektir. Cadı, bu aldatıştan sonra eline bir makas alarak Rapunzel’in saçlarını keserek onu hadım eder. Bu bir kastrasyon işlemidir. Bu kastrasyonu Oidipal evreye geçiş olarak görmek için üçgenin diğer bir ucu olan babanın bulunması gerekir. Fakat burada kastrasyon işlemini yapan kişi baba değil, annedir. Dolayısıyla burada babanın olmadığını görüyoruz. Bunun yerine, cezalandırmayı ve hadımı, anne yapmaktadır. Saçlarını kaybeden Rapunzel, prens ile kaçarak hem arzuladığı yasak fallusu elde edebilecek hem de cezalandırıcı anneden kaçabilecektir. Fakat cadı, kastrasyondan sonra Rapunzel’i çöle götürür ve bir başına bırakır. Eksikliğin çöl ile ifade edilmesi; yetersizliğin, kuraklığın ve bulunamayışın özdeşliğidir.

Prens Rapunzel’i kaçırmak için kuleye geldiğinde, cadı, kestiği saçları uzatarak prens ile yüzleşir. Ona bir daha asla Rapunzel’e ulaşamayacağını söyler. Bunu duyan prens üzüntüden yıkılır. Bu acıyla kuleden düşer. Düştüğü sırada yerdeki dikenler gözlerine girer ve ormanda kör gözlerle dolanmaya başlar. Prensin Rapunzel’e (arzu nesnesi) ulaşamayacağını öğrendiği zaman kuleden düşmesi ve kör olması da bir kastrasyondur. Prens artık eksiktir. Onu tamamlayacak olan Rapunzel’e asla ulaşamayacaktır. Eksiklik olarak özellikle gözün seçilmiş olması, bu cezanın acısının sürekli hissedilmesi gerektiği ile ilgilidir. Bu sayede prens ormanda hiçbir zaman yolunu bulamayacak, dolayısıyla yolculuğu tamamlanamayacaktır. Ta ki Rapunzel’i bulana kadar. Zaten o nokta da Rapunzel’in göz yaşları prensi iyileştirir ve tekrar görmesini sağlar. Ve bu birliktelikten iki çocuk olur. Buradaki evlilik meyvesini verir. Rapunzel ile prensin kavuşması, hemen iki çocukla ödüllendirilir. İki çocukla birlikte Rapunzel ve prens çölden kurtularak krallığa dönerler.

Sonuç

Masalın girişinde anne ile ayrılık temasının işlendiğini ve daha sonra gelişen hikâyede yerini Oidipal dehşetlere bıraktığını gördük. Ayrılık teması kavuşma-ölüm zıtlığı ile kendini gösterirken, Oidipal dehşetler hadım edilme ile anlatılıyor. Ancak masalda cinselliğin olmayışı çok dikkat çekmektedir. Hem masalın başında cadı bir cinsellik olmaksızın bebek elde etmenin peşindedir, hem de Rapunzel Meryem misali iki çocukla birlikte çölde bir başınadır. Cinselliğin olması için gerekli iki kişiden birinin – baba – masal boyunca hiç görünmemesi, cinselliğin neden olmadığı konusunda fikir verebilir.[14] Masalın başından sonuna kadar babanın hiç olmamasını; girişte sadece anne – bebek bağının kopuşunu görmemizden, daha sonra kastrasyon işleminin baba yerine anne tarafından gerçekleştirilmesinden anlıyoruz. Bu yüzden Oedipus korkusu için gerekli olan baba olmadığından, henüz bu aşamaya geçilemiyor. Dolayısıyla Oidipus Kompleksi’nden bahsedemeyiz. Son olarak hadım, Rapunzel’in saçlarının kesilmesi ve prensin gözlerini kaybetmesi ile sembolize edilmiştir.

İnsanlar arasında ağızdan ağıza aktarıla gelmiş bu masalların aslında ardında gizledikleri bilinçdışı mesajlar dikkat çekicidir. Elbette bu temalar ve objeler Jungcu veya Kleincı yaklaşımlar gibi farklı psikanalitik ekollerle ele alınabilir. Bahsedilen öğelerin anlaşılması için bu kadar geniş bir yelpazenin oluşması okuyucu için aslında bu tür yorumların ne kadar ortak noktalara vardığını gösterecektir. Somay’ın belirttiği gibi, “. . . kısacası, sürekli gündemde kalan, durmadan işlenen, sayısız eklemeler ve çıkarmalar yapılan hangi fantazi metnini ele alırsak, her anını, her figürünü ve her durumunu bir psikanalitik metafor olarak okumak mümkündür. Üstelik psikanalizin hangi okuluna bağlı kalacağınız bile bir sorun yaratmaz: Kutsal Kâse arayışını Kleincı açıdan, Winnicottçu açıdan ya da saf Jungcu açıdan okumak mümkündür.”


0768f421d816b5099f00a2d67448d2c5-e1472716145444.jpg
 

Şuanda Bu Konuyu Görüntüleyenler (Kayıtlı: 0, Misafir: 5)

Üst