sohbet odaları

Çorap söküğü

Lupe

Bronz Üye
Katılım
20 Ağustos 2019
Mesajlar
2,520
Puanları
93
Tepkime puanı
1,148
Sade hanımın günlüğüne yazacaktım ki, herkesin günlüğü varsa bizim neden olmasın? Diyerek, kişisel gelişim tadında,sosyoloji bazında kendi sayfamızda buluşmuş olduk.

O halde "kıymet"vermekle başlayalım.
Kör olmayalım, hayatımızda esen fırtanalara yön verelim. O dirayeti kendimizde görelim.
Örneğin; Bir Park var, parkta 100 ağaç var. Siz ağaçlara alışkın, yeşillik yerlerde büyümüşsünüz, bu parka gidiyorsunuz ve ‘ne kadar az ağaç var’ diyorsunuz. Sonra bir başkası geliyor. Yeşilliğin az olduğu yerlerde büyümüş biri; ‘ne kadar çok ağaç var’ diyor. Şimdi siz ağaçların sayısını az bulduğunuz için ağaçlar azaldı mı? Veya tam tersi bir diğer kişi ağaçların sayısını çok bulduğu için ağaçlar çoğaldı mı? İnsan değeri de böyledir. Siz kendinizi yetiştirirsiniz, donatırsınız, okursunuz, öğrenirsiniz, büyürsünüz ve kendinize bir değer biçersiniz. Bu sizin öz değerinizdir. Sınırlarınız olsun ki kimse haddinden fazla ileri gidemesin.
Aralayın pencerelerinizi, tanıyın kendinizi. Mükemmel olmak zorunda değilsiniz. Eksiklerinizle sevin kendinizi, onlarla bütünleşin. Eksiklerinizi veya hatalarınızı ört bas etmeye çalışmayın. Kucaklayın ve kabul edin.
Bağlayacak olursak: "İyi ya da kötü her şeyin kıymetini bilelim."
 

Lupe

Bronz Üye
Katılım
20 Ağustos 2019
Mesajlar
2,520
Puanları
93
Tepkime puanı
1,148
"Bugün konu ruhumuz."
Öyle bir yetenek ki, görev organizmanın durumu bir saldırıyımı yoksa kendini güven altına almayı mı amaçlıyor, buna göre bir saldırı, bir savunma ya da koruma mekanizması oluşturmaktadır..
Yanı ruhsal yaşama çevreyi etkileyerek insan organizmasının kalıcılığını sağlayıp gelişimini garanti altına alacak saldırı ve güvenlik önlemlerinden oluşmuş bir yapılar bütünü diye bakabiliriz.

Çevreden soyutlanmış bir ruh yaşamı düşünülemez; bizim kafamızda tasarlayabileceğimiz ruhsal bir organ, kendisini çevreleyen tüm nesnelerle bağlantı içindendir.
Bu nedenle gözümüze çarpan ilişkiler çeşitlilik gösterir.
Örneğin ayak, bildiğin gibi bir bakıma, dumura uğramış elden başka bir şey değildir. Tırmanıcı bir hayvan için de böyle bir organ son derece büyük dezavantaj oluşturmasına karşım, yerde devinen insan için öylesine büyük bir avantajdır ki, hiç kimse, ayağımın yerinde keşke elim olsaydı, diye bir dilekte bulunamaz.

Geceyle gündüzün değişimi, güneşin egemenliği, atomların devingenliği vb gibi kozmik doğa olaylarından kaynaklanan zorunlukla ruhsal yaşam arasındaki ilişkiler de yine alabildiğine bir çeşitliliği içerir. Söz konusu kozmik etkilerle ruhumuzun kendine özgürlüğü arasında da yine sıkı bir ilişki vardır..
Dolayısıyla insan ruhunu durağan bir bütünmüş gibi tasarlamanın yanılgıdan başka bir şey sayılmayacağını belirtmeden geçmeyelim.
Burdan anlaşılan şey, insanın ruhsal yaşamı bir amaçla belirlenir.
O zaman havadan yere bırakılacak taşın hangi yörüngeyi izleyeceği bilinirse, ilgili kişilerin amacına ulaşması için hangi devinimleri gerçekleştireceği de yine öylece bilinir. Ne var ki ruh doğa, yasası diye bir şey tanımaz;çünkü insanın gözüne kestirdiği amaç durağan değildir.
Zaman bakımından yaşamanın değişik iki noktasından davranışlarını ve dışavurumlarını bir çizgiyle birleştirmeye çalışarak, bir insanı anlama olanağına kavuşabilirsiniz.
 

Lupe

Bronz Üye
Katılım
20 Ağustos 2019
Mesajlar
2,520
Puanları
93
Tepkime puanı
1,148
İnsanoğlu olarak hep BASİT kavramlardan uzak durduk.sadece uzak durmakla kalmadık, bir de, BASİT olan her şeyi aşşağılamaya başladık. Öyle ki BASİT kelimesi dilimize nagtif bir kelime olarak yer etti ve yerleşti. Basit kadın, basit soru, basit ilişki, basit hesaplar, vs. Karmaşık olan bir şey yaratmak ve bunu anlayan biri olmak, bizim için son derece önemli bir olgu haline geldi.Farkında mısınız?
Ne demek istediğimi anlamamış olabilirsiniz. Olsun, zaten amacım yukarıda büyük harfle yazdığım tek kelimenin gerçekte ne demek olduğunu düşündürebilmem.

Hani aradığınız komplike hayat amacı var ya.. işte şimdi onu size hemen vereyim.
Hadi bakalım, sadece üç gününüzü, Tanrı'nın birebir içinizde olduğunu ve sizin Tanrısal güçleriniz olduğunu düşünerek geçirin. Yani sürekli gülümseyen bir ifade herkese sevgi ile bakan bir insan,işleri hep yolunda olan biri olarak yaşayın. Tanrı olmayı deneyimleyin. Bakalım beceribiliyor musunuz... inanın bana, aslında çok basit bir "komplike"!!!

Ben size, Tanrı'nın bizi yaratırken bulduğu çözümü aktarmak istiyorum.
ENERJİ... Evet evren ile aramızdaki konuşma dilimizin adı enerji. Evren bizim kelimelerimizi duymaz, yazdıklarımızı okumaz, düşüncelerimizi yorumlamaz. İstese yapamaz mı? Yaapar koskacaaaa EVREN bu. Elbette yapar.
Ancak, bize bu enerji denen meret aracılığıyla nasıl iletişim kuracağımızı ögretmediler ki. Peki evrenle iletişim kurabilseydik ne olurdu? Hemen anlatalım.
"Hayatınızda kaç kere birisi için, hay allah belanı versin, cehenneme kadar yolun var!" Dediğinizi bir düşünün. Ya da kendiniz için, " Bir daha böyle söylersem iki gözüm kör olur inşallah!" dediğinizi... ya da çocukken ödev defterinize ödev yerine "Kardeşimi hiç sevmiyorum, onun gitmesini istiyorum!" Yazdığınızı düşünün. Ve bir an için, söylediğiniz ve ya yazdığınız her şeyin o anda gerçekleştiğini hayal edin.
Hayatınız kabus gibi olurdu eminim.
İnanın ki sadece enerjiyle iletişim kuruyor olmamız bizim yararımıza.
 

Lupe

Bronz Üye
Katılım
20 Ağustos 2019
Mesajlar
2,520
Puanları
93
Tepkime puanı
1,148
Ağzından çıkanı kulağın(nız) duyuyor mu?
Düşünceleriniz hayattaki gerçekliğinizi yarattığına göre ne düşündüğünüzü çok iyi bilmeniz gerekir.
Genelde bir konuyla ilgili olarak, " ben şunu düşünüyorum" dersiniz ve buna gerçekten inanırsınız, ama aynı zamanda kullandığınız, ağzınızdan otomatik olarak çıkan kelimeler, sizin aslında o konuyla ilgili enerji ve frekans seviyenizi hemen ele verecektir. Buna "gizli düşünceler ve ya ego diyebiliriz. Evet biliyorum en "korkunç" kelimeleri kullandım. İşte gemiyi yöneten asıl sizin "gizli düşünceleriniz"dir. Siz istediğiniz kadar "ağzınızla" bir şey söyleyin, eğer gizli düşünceleriniz yani egonuz sizinle aynı fikirde değilse işiniz zor.
Ama en güzeli ise, ego ile benliğin arasındaki uyumu yakalayabilmek.
ANIN İÇİNDE olabilmek çok kolay,dışına çıkmakda. Bir saniye önce anı yaşarken öbür saniye dışında bulabilirsiniz kendinizi.
Hayat ne sonuç doğurursa doğursun, yine de tat almaya bakmalı.
Tıpkı güzel bir yemeği, lokma lokma tadına vararak yemekle, 10 dakika içinde hızlı hızlı silip süpürmek arasındaki fark gibi.
Yediğimiz yemek midemize otursun istemeyiz değil mi?
O halde, ver ordan 2 kilo mutluluk.
 

Lupe

Bronz Üye
Katılım
20 Ağustos 2019
Mesajlar
2,520
Puanları
93
Tepkime puanı
1,148
"Bazı alışkanlıkların gücünü kıramıyorsun, kıramadıkça burnunun direği sızlar durur."

Böyle bir durumun tarifini bulmaya çalışıyorum, nasıl bir cümleyle, nasıl bir örneklemeyle bunu tarif edebilirim ki?
Gerçekten burun sızlatan hassasiyetlerimizin tarifini nasıl yapacağız!
Bu hayattaki insanların yalnızlığının bilinmeyen yüzü gibi bir şey.
Üzerine eğilmesi gereken bir sorununuz var. Denediğiniz her strateji sonucu yine başlangıç noktasındasınız! Ve akabinde işe yaramadığını anladığın an hüsranıyla doluyorsun..
Bal kıvamına gelip ağırlaşınca sıkıntıya dönüşüyor. Bu sızının benden talep ettiği şey zihinsel ve fiziksel yorgunluğun ötesi.
Kavramsal olarak zor bir konu. Çok zor.
 
Son düzenleme:

Şuanda Bu Konuyu Görüntüleyenler (Kayıtlı: 0, Misafir: 7)

Üst